1884 yılından kalma bir fotoğraf var. İki buçuk yaşında bir çocuk: omuzlarına dökülen lüle lüle saçlar, ayak bileklerine kadar inen beyaz bir elbise, kucağında şapka. Bugün bu kareyi sosyal medyada "bakın ne tatlı kız" diye paylaşan çıkar. Oysa fotoğraftaki çocuk bir oğlan ve sıradan bir oğlan da değil: Amerika Birleşik Devletleri'nin müstakbel başkanı Franklin D. Roosevelt. Ailesi tuhaf bir şey yapmıyordu; o dönemde bütün erkek çocuklar altı yedi yaşına kadar elbise giyerdi ve ilk pantolonla ilk saç tıraşı bir tür erkekliğe adım töreniydi.1

Bu fotoğrafın bize fısıldadığı şey şu: çocukları kıyafetle "kız" ve "oğlan" diye ayırma alışkanlığımız sandığımızdan çok daha genç. Peki ya o meşhur renk kodu? Kız bebeğe pembe battaniye, oğlana mavi tulum, pembe-mavi cinsiyet partileri? O daha da genç. Ve işin en tuhafı, hikâyenin başında roller bugünkünün tam tersiydi.

Bu yazıda neler var?

"Pembe oğlana, mavi kıza"

Haziran 1918. Amerika'da bebek giyimi sektörünün dergisi Earnshaw's Infants' Department, kararsız mağazacılara dönemin kuralını özetliyor: "Genel kabul gören kural, oğlanlar için pembe, kızlar için mavidir. Çünkü pembe daha kararlı ve güçlü bir renk olduğundan oğlana daha uygundur; mavi ise daha narin ve zarif olduğundan kızda daha güzel durur."2 Cümleyi bir daha oku. İçindeki mantık bugün pembeye yüklediğimiz her şeyin tersine işliyor: pembe güç rengi, mavi incelik rengi.

Bu tek bir derginin fantezisi de değildi. Gerekçe dönemin zihniyetine gayet uygundu: pembe, kırmızının sulandırılmış hâliydi ve kırmızı savaşın, kanın, askerliğin rengiydi. Küçük erkeğe kırmızının yavrusu yakışırdı; zaten 18. yüzyılda pembe ipek takımlar yetişkin beylerin gardırobunda bile gayet olağandı.6 Mavi ise Meryem Ana'nın rengiydi; Katolik ülkelerde kız çocuklarla özdeşleşmişti. 1927'de Belçika prensesi bir kız bebek doğurduğunda saray beşiği "iyimser bir tahminle" pembeye, yani oğlan rengine göre hazırlatmıştı; haber Amerikan basınına düşünce okurlardan itiraz yağdı ve Time dergisi işi çözmek için büyük mağazalara anket yaptı. Sonuç tam bir kafa karışıklığı: Boston'daki Filene's, New York'taki Best & Co., Cleveland'daki Halle's ve Chicago'daki Marshall Field's oğlanlara pembeyi öneriyordu; Macy's ve başka dört büyük mağaza ise tam tersini.3 Yani aynı ülkede, aynı yıl, caddenin birinde pembe erkek rengiydi, öbüründe kız.

Bu karışıklık birkaç yıllık bir moda kazası değildi; on yıllarca sürdü. Paoletti'nin taradığı kaynaklar, yani dönemin sipariş katalogları, kâğıt bebekleri ve bebek hatıra defterleri, 1900 ile 1940 arasında üreticilerin ülke çapında tek bir kurala bağlanmak için çırpındığını ama bir türlü anlaşamadığını gösteriyor.4 Sebep ticariydi: kuralsızlık satışı zorlaştırıyordu. Tezgâhtar, hediye almaya gelen müşteriye ne önereceğini bilemiyordu; yanlış renk hediye eden akraba mahcup oluyordu. Renk kodu dediğimiz şeyin bir gelenek değil, standardına karar verilememiş bir ürün etiketi olduğunu bundan daha güzel anlatan bir sahne zor bulunur.

Renklerden önce: herkes beyaz giyerdi

Peki bu karmaşadan önce ne vardı? Hiçbir şey. Yüzyıllar boyunca Avrupa'da ve Amerika'da bebekler cinsiyet fark etmeksizin beyaz elbise giydi. Sebep felsefi değil, çamaşırla ilgiliydi: beyaz pamuklu kumaş kaynatılıp ağartılabiliyordu ve elbise formu bez değiştirmeyi kolaylaştırıyordu.1 Pastel tonlar 19. yüzyıl ortasında bebek modasına girdi ama uzun süre cinsiyetle ilgisi olmadı; pembe ve mavi, tene ve göz rengine göre önerilirdi. Kahverengi gözlü bebeğe pembe yakışır denirdi, mavi gözlüye mavi. Giyim tarihçisi Jo Paoletti'nin yıllar süren arşiv taramasının vardığı sonuç bu: pembe ve mavi cinsiyet simgesi olarak bir anda doğmadı; yavaş, tutarsız ve bölgeden bölgeye değişen bir moda olarak yayıldı.4

Paoletti'nin hikâyeye bakışını özetleyen güzel bir cümlesi var: bu aslında nötr kıyafetin başına gelenlerin hikâyesi. Bir zamanlar pratik bir mesele olan bebek giydirme işi, 20. yüzyılda "aman yanlış giydirirsem çocuk yanlış yetişir" kaygısına dönüştü.1 Renkler de bu kaygının bayrakları oldu.

Pembenin kızlara ait olduğu fikri bir doğa yasası değil; yüz yıl bile dolmamış, iki kez fikir değiştirmiş bir pazarlama geleneği. bu yazının tek cümlelik özeti

1940'lar: roller değişiyor

Bugünkü eşleşme, yani pembe kıza mavi oğlana düzeni, ancak 1940'larda oturmaya başladı. Neden tam o yıllarda ve neden o yönde döndüğüne dair elimizde tek ve kesin bir cevap yok; üreticilerin ve mağazaların ülke çapında tek bir kurala bağlanma çabası, dönemin moda akımları ve savaş sonrası ev kadınlığı idealinin pastel pembeyle özdeşleşmesi hep birlikte iş görmüş gibi duruyor. Kesin olan şu: savaş sonrası bebek patlaması kuşağı, pembeyi kız rengi olarak giyen ilk kuşak oldu.4

"Yerleşti" derken abartmamak da lazım. Paoletti'nin arşivlerine göre kural 1940'lardan sonra bile Amerika'nın her bölgesinde aynı katılıkta uygulanmadı; 1960'lara kadar oğlan çocuklar için üretilmiş pembe kıyafetlere rastlamak mümkündü ve doğum kartlarında pembe ile mavi hâlâ yan yana, cinsiyetsiz süsleme olarak kullanılıyordu.4 Yani bugün bir doğa yasası gibi görünen eşleşme, daha büyükanne kuşağının çocukluğunda bile tam oturmamıştı.

Burada dürüstlük gereği bir itiraza da yer açalım. 2012'de araştırmacı Marco Del Giudice, "pembe-mavi tersine dönüşü" anlatısının abartıldığını savundu: milyonlarca kitabı tarayan bir veri tabanında "kıza pembe" kalıbı 19. yüzyıldan itibaren bolca geçerken tersine örnek neredeyse hiç çıkmıyordu; ona göre 1918 tarzı alıntılar genel eğilimi değil istisnaları yansıtıyor olabilirdi.5 Paoletti buna arşiv belgeleriyle cevap verdi: mağaza kayıtları, kataloglar ve dergiler, en azından Amerika'da onlarca yıl süren gerçek bir kafa karışıklığını belgeliyor.4 İki tarafın hemfikir olduğu nokta ise tartışmanın özünü zaten teslim ediyor: eşleşme evrensel değildi, eskiden de değildi ve bugünkü katı hâlini çok geç kazandı.

1980'ler: ultrason ve pembe patlaması

Hikâyenin en az bilinen kıvrımı ise şu: pembe-mavi düzeni 1940'larda oturduktan sonra bir kez daha sarsıldı. 1960'larda ve 70'lerde kadın hareketinin de etkisiyle nötr çocuk giyimi geri döndü; kataloglar primer renklerle, toprak tonlarıyla doldu ve pembe kız çocuk reyonlarından neredeyse çekildi. Paoletti bu dönemin bittiği yılı hatırlıyor çünkü kendi çocuklarının doğumlarına denk geliyor: 1985 civarı. Birden, diyor, mavi tulum sadece mavi tulum olmaktan çıktı; üstünde futbol topu tutan ayıcık olan mavi tuluma dönüştü. Bebek bezleri bile pembe ve mavi üretilmeye başlandı.1

Peki 1985'te ne değişti? Teknoloji. Ultrason cihazları yaygınlaştı ve anne babalar bebeğin cinsiyetini doğumdan aylar önce öğrenir oldu. Bu, perakende için altın bir kapı açtı: cinsiyeti bilinen bebeğe "kız ürünü" ya da "oğlan ürünü" satabilirsin. Paoletti'nin aktardığı pazarlama mantığı gayet açık: kıyafeti ne kadar kişiselleştirirsen o kadar çok satarsın. Pembe furyası zıbından bebek arabasına, oto koltuğundan üç tekerlekli bisiklete yayıldı; çünkü ilk çocuğu kıza göre pembe donatan aile, oğlan doğunca her şeyi yeniden almak zorundaydı.1 Bugünkü cinsiyet partilerinin pembe-mavi pastaları, o yirmi haftalık ultrasonun ticari torunları.

Tekerlek dönmeye de devam ediyor. 2010'larda "millennial pembesi" denen soluk ton, kadın erkek demeden bütün moda dünyasını sardı; telefon kılıflarından spor ayakkabılara kadar her yere yayıldı ve pembenin "kız rengi" kimliğini yeniden tartışmaya açtı. Aynı yıllarda çocuk giyiminde nötr renkler, griler, bejler ve kırık beyazlar yeniden yükselişe geçti. Yani 1918'in okuru bize şaşırdığı gibi, 2080'in okuru da bugünün pembe-mavi reyonlarına bakıp gülümseyebilir.

Rengin kendisinde bir şey yok

Bütün bu hikâyeden çıkan ders basit ama güçlü. Bir bebek giyimi dergisinin 1918'de "pembe güçlüdür, oğlana yakışır" diye yazdığı dünya ile bugünün "pembe kız rengidir" dünyası arasında geçen süre, bir insan ömrü kadar bile değil. Renk aynı renk; dalga boyu değişmedi. Değişen tek şey, o rengin üstüne bizim yapıştırdığımız etiket. Ve o etiket iki kez söküldü, iki kez ters yapıştırıldı.

Bunu bilmek gündelik hayatta küçük bir özgürlük alanı açıyor. Mavi seven kızın, pembe tişörtünü seven oğlanın savunduğu şey aslında tarihin ta kendisi. Bir dahaki sefere bir bebek hediyesi alırken reyonun pembe ve mavi diye ikiye bölünmüş hâline bak ve gülümse: baktığın şey doğanın düzeni değil, yüz yıllık, kararsız ve birkaç kez fikir değiştirmiş bir satış stratejisi. İstersen o gün üçüncü bir renk seç. Mesela yeşil; henüz kimse ona bir cinsiyet satmayı akıl edemedi.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Maglaty, J. (2011). "When Did Girls Start Wearing Pink?", Smithsonian Magazine: FDR'nin 1884 tarihli elbisel fotoğrafı, beyaz elbise geleneği, 1985 dönüm noktası ve ultrason-pazarlama bağlantısına dair Jo Paoletti röportajı.
  2. Earnshaw's Infants' Department (Haziran 1918), "Pink or Blue?" başlıklı sektör yazısı; alıntı Paoletti'nin arşiv çalışmasıyla doğrulanmıştır.
  3. Time dergisi (14 Kasım 1927). "Fashions: Baby's Clothes": Belçika prensesi Astrid'in pembe beşiği ve on büyük Amerikan mağazasının pembe-mavi anket tablosu.
  4. Paoletti, J. B. (2012). Pink and Blue: Telling the Boys from the Girls in America, Indiana University Press; ayrıca Paoletti (2021), "The Modern History of Pink and Blue in America", Leidschrift Historisch Tijdschrift.
  5. Del Giudice, M. (2012). "The Twentieth Century Reversal of Pink-Blue Gender Coding: A Scientific Urban Legend?", Archives of Sexual Behavior 41(6).
  6. Steele, V. (Fashion Institute of Technology müzesi direktörü) ile röportaj: 18. yüzyılda üst sınıf erkek ve kadınların pembe giymesi ve 1890'lardan itibaren renk kodlamasının satış aracı olarak kullanılması; CNN (12 Ocak 2018), "The complicated gender history of pink".
Kategoriler ve Etiketler
Tarih pembe ve mavi renklerin tarihi moda tarihi toplumsal cinsiyet pazarlama
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."