1915 yılında İstanbul, Sahaflar Çarşısı. Kitap düşkünü emekli bir maliyeci olan Ali Emîrî Efendi, Burhan Bey'in dükkânında elden çıkarılmak üzere bırakılmış bir el yazmasını karıştırıyor. Sayfaları çevirdikçe elleri titremeye başlıyor; çünkü elindeki şey, yüzyıllardır adı bilinen ama kendisi bir türlü bulunamayan bir kitap: Dîvânu Lugâti't-Türk. Dünyadaki tek kopyası bu. Ali Emîrî 30 lira olan fiyatın üstüne 3 lira da bahşiş koyup kitabı alıyor; bir söylentiye göre, parayı evden getirene kadar kitap başkasına satılmasın diye dükkân sahibini içeri kilitliyor.1

Bu yazıda neler var?

Sözlüğün içinden çıkan dünya

Kitabın kendisi bir harita kitabı değil. Kaşgarlı Mahmud, 1072 ile 1074 arasında Bağdat'ta, Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapçayla başa baş bir dil olduğunu kanıtlamak için dev bir sözlük yazdı.2 Ama sıradan bir sözlükçü değildi; bugünkü ölçülerle bir saha araştırmacısıydı. Yıllarca Türk boylarını tek tek dolaşmış, kelimeleri, atasözlerini, şiirleri yerinden derlemişti. Hangi boyun nerede oturduğunu, kimin kiminle komşu olduğunu bu kadar iyi bilen biri için sonraki adım doğaldı: anlattığı dünyayı bir de çizmek.

Böylece kitabın ilk sayfalarına, daire biçiminde, renkli bir dünya haritası girdi. Bu çizim, bugünkü bilgilerimize göre bir Türk'ün elinden çıkan ilk dünya haritası.2 Renkleri bile kurallı: dağlar kırmızı, denizler yeşil, ırmaklar mavi, kumluk alanlar sarı. Dönemin İslam haritacılığından alınmış bir teknik bu; ama haritanın kendisi, o gelenekteki hiçbir haritaya benzemiyor.

Dünyanın merkezi: Balasagun

Farkı yaratan şey, haritanın neresinden baktığı. Ortaçağ İslam haritaları dünyayı genellikle Mekke ya da halifelik merkezleri etrafında kurar. Kaşgarlı ise pergelin sivri ucunu bambaşka bir yere koydu: Karahanlı hükümdarlarının oturduğu, bugün Kırgızistan sınırları içinde kalan Balasagun şehrine.3 Merkezde Kaşgar, Semerkand, Talas gibi Türk şehirleri iri iri yazılıdır; Mısır, Irak, Habeşistan gibi ülkeler kenarlara doğru küçülerek sıkışır. Harita tarihçileri bu etkiyi balık gözü lensine benzetiyor: merkezdeki Türk dünyası büyütülmüş, kenarlar küçülmüş bir dünya.3

Bu bir cehalet işareti değil, bilinçli bir tercih. Kaşgarlı'nın derdi dünyanın tamamını ölçekli çizmek değil, Türklerin nerede yaşadığını ve kimlerle komşu olduğunu göstermekti. Türklerle ilişkisi olmayan yerler haritaya ya hiç girmedi ya da kenarda bir isim olarak kaldı. Yine de doğu tarafı şaşırtıcı derecede isabetli: Çin Seddi haritada var; hatta seddin ve yüksek dağların, ardındaki halkların dillerinin öğrenilmesini engellediği notu da düşülmüş.1

Haritanın sorusu "dünya neye benziyor?" değil; "biz neredeyiz?" Bu yüzden merkezi Mekke değil, bozkır. haritanın özeti

Japonya'yı haritaya ilk koyan adam

Haritanın en doğusunda, yeşil bir yarım daireyle çevrili küçük bir ada var: Cabarka. Yani Japonya. Kulağa küçük bir detay gibi geliyor ama harita tarihi açısından kocaman bir olay: Japonya'nın bir dünya haritasında bilinen ilk gösterimi bu.3 Japonların kendi ülkelerini çizdiği ilk harita 14. yüzyıldan; Japonya'nın bir dünya haritasına girmesi ise 15. yüzyılı buldu. Kaşgarlı ikisinden de yüzlerce yıl önce, muhtemelen hiç görmediği bir adayı, kervan yollarından toplanan bilgilerle doğru tarafa yerleştirdi. Uzaklığı da dürüstçe not etti: araya giren denizler yüzünden bu halkın dilini öğrenmenin mümkün olmadığını yazdı.

33 liraya kurtarılan hazine

Peki bu kitap neden 850 yıl boyunca kayıptı? Kaşgarlı'nın kendi el yazısı hiç bulunamadı; bugün elimizdeki tek kopya, 1266'da Şam'da Sâveli Muhammed adlı bir müstensihin, yani profesyonel bir kopyacının temize çektiği 319 yapraklık nüsha.1 Bu tek kopya yüzyıllar boyunca elden ele, kütüphaneden kütüphaneye gezdi ve sonunda izini kaybettirdi. 14. yüzyıl yazarları ondan alıntı yapıyordu, Kâtip Çelebi adını anıyordu; ama kitabın kendisini gören yoktu.

Sonra 1915'teki o sahaf sahnesi yaşandı. Ali Emîrî'nin bulduğu nüsha, Talât Paşa'nın araya girmesiyle Kilisli Rıfat'ın denetiminde 1915-1917 arasında basıldı ve Türkoloji dünyasında bomba etkisi yarattı.1 Bugün o tek nüsha İstanbul'da, Ali Emîrî'nin bağışladığı Millet Kütüphanesi koleksiyonunda korunuyor. Bir düşün: Türkçenin bilinen en eski sözlüğü, ilk Türk dünya haritası ve Japonya'nın haritadaki ilk görüntüsü; hepsi tek bir cildin içinde ve o cilt bir öğle vakti sahaf tezgâhında sahibini bekliyordu. Ali Emîrî o gün başka bir sokağa sapsaydı, bu yazının konusu diye bir şey olmayacaktı.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Kaçalin, M. S. "Dîvânü Lugâti't-Türk". TDV İslâm Ansiklopedisi, c. 9; nüshanın 1266 istinsah tarihi, Ali Emîrî'nin 1915'te satın alışı ve 1915-1917 baskısı burada aktarılır.
  2. Kâşgarlı Mahmud. Dîvânu Lugâti't-Türk (çev. Besim Atalay, Türk Dil Kurumu, 1940-1943); eserin amacı ve haritanın konumu.
  3. Herrmann, A. (1935). "Die älteste türkische Weltkarte"; ayrıca Dankoff, R. & Kelly, J. (1982-1985). Compendium of the Turkic Dialects, Harvard Üniversitesi; haritanın Balasagun merkezli kurgusu, renk düzeni ve Japonya'nın (Cabarka) ilk gösterimi.
Kategoriler ve Etiketler
Tarih kaşgarlı mahmud harita tarihi balasagun ali emiri el yazması
Bu yazıyı paylaş
kafa1milyon

kafa1milyon

Bu sitenin yazarları ve editörleri. Bilimin, tarihin ve gündelik hayatın en meraklı sorularını kovalıyor; her yazıyı birincil kaynaklarından araştırıyor, özenle yazıyor ve dileyen için sesli anlatıyoruz.