Gece, İstanbul, 1630. Haliç kıyısında, Yemiş İskelesi'nin hemen yanındaki küçük Ahi Çelebi Camii'ndesin. Cami hıncahınç dolu; başköşede peygamberin kendisi oturuyor, çevresinde dört halife ve sahabeler. 19 yaşındaki Evliya, kalabalığı yara yara öne ilerliyor. Ezberlediği cümle basit: "Şefaat ya Resulallah." Sıra ona geliyor, eğiliyor ve heyecandan dili sürçüyor: "Seyahat ya Resulallah."1
Rüya bu. Ama Evliya Çelebi hayatının geri kalanını, o sürçmeyi bir dua kabul edilmiş gibi yaşayarak geçirdi. 1630'dan 1680'lere kadar neredeyse hiç durmadan gezdi; gezdiği yerler bugünkü haritada 25 ülkenin sınırları içinde kalıyor.2
- Sarayın başkuyumcusunun oğlu, padişahın huzurunda güzel sesiyle nasıl yer edindi?
- İlk yolculuğuna ailesinden izinsiz, gizlice çıktı; nereye gittiğini öğrenince şaşırabilirsin.
- Nil'in kaynağına yalnızca "32 konak" kala geri dönmek zorunda kaldı; sebebi bir macera romanından fırlama.
- Resmî kayıtlarda neredeyse hiç izi yok; varlığının en sağlam kanıtı camilere bıraktığı duvar yazıları.
Kuyumcunun oğlu
Evliya, 25 Mart 1611'de İstanbul Unkapanı'nda doğdu. Babası Derviş Mehmed Zılli sıradan biri değildi: sarayın başkuyumcusuydu, Kâbe'nin altın oluklarının tamirinde ve Sultanahmet Camii'nin kapı süslemelerinde çalışmıştı. Annesi Abhaz kökenliydi ve saraya yakın güçlü bir aileden geliyordu; sonradan beş kez sadrazamlık makamına yaklaşan Melek Ahmed Paşa, Evliya'nın akrabasıydı.2
Bu çevre ona iki kapı açtı. Birincisi eğitim: medrese, hafızlık, güzel yazı, musiki. İkincisi saray: sesi o kadar güzeldi ki bir Kadir Gecesi Ayasofya'da okuduğu Kur'an, IV. Murad'ın dikkatini çekti ve genç Evliya saray okuluna, padişahın sohbet meclisine alındı. Önünde parlak bir memuriyet duruyordu. İstemedi. Kendi anlatımıyla içinde "müthiş bir gezi arzusu" vardı ve sarayda duramadı.1
Rüya ve gizli kaçış
O ünlü rüyayı, 19 Ağustos 1630 gecesi gördüğünü kendisi yazıyor. Rüyanın devamında peygamber gülümseyip ona hem şefaati hem seyahati müjdeliyor; sahabelerden Sa'd bin Ebi Vakkas da "önce İstanbul'u yaz" diye öğüt veriyor. Evliya öyle yaptı: yıllarca kendi şehrini mahalle mahalle, çeşme çeşme gezdi ve notlar aldı. 1638'de IV. Murad Bağdat seferine çıkarken şehrin bütün esnafının padişah önünden geçtiği dev alayı izledi; o geçidin dökümü, ileride yazacağı kitabın en ünlü bölümlerinden biri olacaktı.3
Şehir dışına ilk adımını ise ailesinden gizli attı. 1640'ta kimseye haber vermeden bir gemiye binip Bursa'ya gitti. Dönüşte babası anladı, ama yasaklamak yerine hayır duasıyla izin verdi. Aynı yıl Trabzon'a, oradan Kafkasya'ya ve Girit seferine uzandı. Kapı bir kez açılmıştı ve bir daha kapanmadı.2
Elli yıl yolda
Evliya hiçbir zaman kalıcı bir devlet görevi almadı; bunu bilerek yaptı. Onun yöntemi, vali ya da elçi olarak atanan paşaların maiyetine katılmaktı: kimi zaman ulak, kimi zaman imam, kimi zaman vergi kâtibi. Akrabası Melek Ahmed Paşa'nın yanında on iki yıl geçirdi; paşa nereye atanırsa Evliya'ya yeni bir coğrafya çıkıyordu. Van'a, Bitlis'e gitti; elçilik göreviyle Tebriz'deki Safevi sarayına girdi; Balkanlar'da sefer üstüne sefer gördü. 1665'te Viyana'ya giden Osmanlı elçilik heyetindeydi.2
En çarpıcı yolculuğu sona sakladı. 1671'de hacca gitti; dönüşte Mısır'a geçti ve 1672'de Nil boyunca güneye, bugünkü Sudan'ın derinliklerine indi. Hedefi nehrin kaynağını görmekti. Cersinka denilen yerde kendisine kaynağa "32 konak", yani yaklaşık bir aylık yol kaldığını söylediler. Ama daha ileri gidemedi; kendi cümlesiyle yol, vahşi hayvanlar ve tekin olmayan topraklar yüzünden "varmak müyesser olmadı". Nil'in kaynağını Avrupa'nın bulmasına daha iki yüzyıl vardı.4
İzi silinen adam
Yolculuklar bitince Kahire'ye yerleşti ve hayatının işini yazdı: 10 ciltlik, yaklaşık 4.400 sayfalık Seyahatname. İlk cilt doğduğu şehir İstanbul'a, son cilt yaşlılığının şehri Kahire'ye ayrılmış; kitap, bir hayatın iki ucunu iki başkentle kapatıyor. Ölümüne dair hiçbir kayıt yok. Kitabına düştüğü son notlardan 1683'te hâlâ hayatta olduğu anlaşılıyor; bir Avusturyalı tarihçi, Viyana'daki katedralin tepesine 1687'de takılan haçtan kitapta söz edildiğini fark edip ölümü daha da ileri tarihe çekiyor. Nerede öldüğü, mezarının nerede olduğu bilinmiyor.5
Daha tuhafı şu: bu kadar gezen, saraya girip çıkan, elçilik heyetlerinde yer alan bir adamın Osmanlı resmî kayıtlarında neredeyse hiç izi yok. Bugüne kadar varlığını kitabı dışında kanıtlayan yalnızca iki belge ve altı duvar yazısı bulundu. Evliya gittiği bazı camilerin duvarlarına zarif bir hatla "Seyyah-ı âlem Evliya" imzasını bırakıyordu; Bosna'daki Foça'dan Karaman'a bu imzalar, üç yüz elli yıl sonra onun gerçekten oralardan geçtiğinin en sağlam tanığı oldu.2
Bir imparatorluğun en ayrıntılı fotoğrafını, hiçbir resmî görevi olmayan bir adam çekti. bu yazının tek cümlelik özeti
Bu yazı, "Evliya Çelebi'nin İzinde" dizisinin ilk bölümü. Sıradaki bölümlerde 10 ciltlik dev kitabın kendisine, 1638'deki o efsanevi esnaf geçidine, Galata Kulesi'nden uçtuğu söylenen Hezarfen'in hikâyesinin tek kaynağına ve "Evliya gerçekten gezdi mi?" sorusunun peşine düşeceğiz.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Evliya Çelebi, Seyahatname, C. I (rüya anlatısı, sebeb-i telif bölümü); Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü, "Evliya Çelebi" maddesi (N. Tezcan). ↩
- Nuran Tezcan, "Evliya Çelebi", Türk Edebiyatı İsimler Sözlüğü (Ahmet Yesevi Üniversitesi, 2014): aile, hamiler, güzergâhlar, iki belge ve altı duvar yazısı tespiti. ↩
- TDV İslâm Ansiklopedisi, "Seyahatnâme" maddesi (R. Dankoff - N. Tezcan): 1638 esnaf alayı ve I. cildin yapısı. ↩
- Seyahatname, C. X (Y430a): "Nîl'in başı cenûba otuz iki konak kaldı dediler. Ammâ varmak müyesser olmadı." ↩
- Karl Teply, Türkische Sagen und Legenden um die Kaiserstadt Wien (1980): Viyana St. Stephan kulesindeki haç kaydına dayanan 1687 tarihlendirmesi; Robert Dankoff - Nuran Tezcan, Evliyâ Çelebi'nin Nil Haritası (2011). ↩


