1866 yazı, Vaduz. Ren Vadisi'ne sıkışmış, nüfusu yedi bini bulmayan minicik bir prenslik düşün. Kasabanın meydanında 80 asker sıraya dizilmiş. Üniformalar ütülü, tüfekler omuzda, aileler kenarda el sallıyor. Bu adamlar savaşa gidiyor; hem de öyle sıradan bir savaşa değil, Avrupa'nın kaderini değiştirecek Avusturya-Prusya Savaşı'na. Liechtenstein ordusunun tamamı bu meydandaki 80 kişiden ibaret. Ülkenin başka askeri yok.
Aradan haftalar geçiyor ve aynı meydanda bu kez bir karşılama töreni kuruluyor. Askerler dönüyor. Bando çalıyor, halk seviniyor, çünkü bilanço inanılmaz: kimse ölmemiş, kimse yaralanmamış, tek kurşun bile sıkılmamış. Sonra biri saymaya başlıyor ve işte o an bu hikâye sıradan bir savaş anısı olmaktan çıkıp bir efsaneye dönüşüyor. Giden 80 kişiydi. Dönen 81.
- 1866'da 80 kişilik bir ordu Avrupa'nın en büyük savaşlarından birine katıldı; kimse ölmedi ve eve 81 kişi döndüler.
- Fazladan gelen adam hakkında birbirinden farklı üç anlatı dolaşıyor ama hangisinin doğru olduğu 160 yıldır bilinmiyor.
- Seferden iki yıl sonra ülke öyle bir karar aldı ki o gün bugündür hâlâ geçerli.
- 2007'de yaşanan bir "işgali" ülkede fark edebilecek tek bir kişi bile yoktu; olay ancak özürle öğrenildi.
Önce sahneyi kuralım: 1866'da Avrupa kaynıyor
O yaz Prusya ile Avusturya, Alman dünyasının liderliği için birbirine girmişti. Tarihe Yedi Hafta Savaşı diye geçen bu çatışma kısa sürdü ama sonuçları devasaydı: Prusya, Königgrätz'te Avusturya ordusunu ezdi, Alman Konfederasyonu dağıldı ve Almanya'nın birleşme yolu Berlin üzerinden çizildi.1
Peki bu dev kavgada Liechtenstein'ın ne işi vardı? Prenslik, Alman Konfederasyonu'nun üyesiydi ve hanedanı Avusturya'yla iç içeydi; Prens II. Johann zaten Viyana'da yaşıyordu. Konfederasyon üyeliği, savaş çıkınca asker verme yükümlülüğü getiriyordu. Ama işler hiç pürüzsüz yürümedi. Ülkenin yeni kurulmuş parlamentosu, halkına danışılmadan verilen sefer kararına ayak diredi; savaş halk arasında da sevilmiyordu. Prens ülkeye bizzat gelip seferin gerekçesini anlattı, masrafın bir kısmını cebinden karşıladı ve devlete kredi sözü verdi. Bir de şart koştu: askerleri başka Almanlara karşı savaşmayacaktı.1
Peki neden tam 80 kişi? Rakam şiirsel bir tesadüf değil, bürokratik bir hesap. Konfederasyon her üye devletten nüfusuyla orantılı asker isterdi ve Liechtenstein'ın payına düşen kontenjan buydu. Ülkenin askerî gücü kâğıt üzerinde de fiiliyatta da bu tek bölükten ibaretti: ne topçusu vardı ne süvarisi ne de donanması. Vaduz Kalesi'ni beklemek için geride bırakılan birkaç nöbetçiyi de sayarsak, prensliğin bütün savaş makinesi bir düğün salonunu zor doldururdu.
Çözüm zarifti. Liechtenstein birliği kuzeye, Prusya cephesine değil; güneye, İtalyan sınırına gönderilecekti. Görev, Prusya'yla ittifak yapan İtalyanların ve Garibaldi'nin gönüllülerinin Tirol'e sarkmasını önlemek için Alpler'deki Stilfser Joch geçidini tutmaktı. Bugün Stelvio Geçidi diye bilinen, 48 keskin virajlı yoluyla bisikletçilerin efsanesi olan o nefes kesici yer.
Cephede hiçbir şey olmadı, iyi ki de olmadı
Birlik, Peter Rheinberger komutasında 26 Temmuz 1866'da yola çıktı.1 Tarihe dikkat: Königgrätz bozgunu 3 Temmuz'da yaşanmış, savaşın kaderi çoktan belli olmuştu. Yani Liechtenstein ordusu, büyük savaş fiilen biterken cepheye doğru yürüyordu. Geçide vardıklarında karşılarında ne bir İtalyan taarruzu buldular ne de Garibaldi. Buldukları şey, ağustos güneşinde parlayan buzullar, temiz dağ havası ve uzun nöbet saatleriydi. Anlatılara göre günler dağ manzarasına karşı yemek, şarap ve pipoyla geçti. 23 Ağustos'ta Prag Barışı imzalandı ve birlik 4 Eylül 1866'da, tek kayıp vermeden Vaduz'a döndü.1
Buraya kadar her şey belgeli, tarihli, arşivli. Efsane bundan sonra başlıyor.
Peki 81. adam kimdi?
Hikâyenin en çok anlatılan versiyonu şu: dönüş yolunda birliğe Avusturyalı bir irtibat subayı katıldı. Sefer boyunca Liechtensteinlilerle birlikte görev yapan bu dağcı avcı subayı, birliği kendi memleketi olan Avusturya toprakları üzerinden evine kadar getirdi; bir anlatıda adı Teğmen Radinger olarak geçer.2 Bu versiyonda gizem biraz sönüyor, çünkü adamın orada ne işi olduğu gayet açık: mesaisi bitince Viyana'ya dönmüş.
Ama başka versiyonlar da var. Kimi kaynak, 81. kişinin sefer boyunca askerlerle ahbaplık kuran İtalyan bir köylü olduğunu söyler; adam yeni arkadaşlarının peşine takılıp Liechtenstein'a yerleşmeye gelmiştir. Kimi anlatıda ise daha büyük bir ordudan kaçıp kendine güvenli bir liman arayan bir asker kaçağıdır.2 İşin dürüst özeti şu: bu versiyonların hiçbiri birincil kaynakla doğrulanabilmiş değil. Liechtenstein'ın resmî tarih ansiklopedisi sefer tarihlerini, parlamento krizini ve kayıpsız dönüşü kayda geçirir ama fazladan bir adamdan hiç söz etmez.1 Yani "80 gitti, 81 döndü" büyük ihtimalle süslenerek büyümüş bir halk anlatısı. Ne kanıtlanabiliyor ne de çürütülebiliyor; 160 yıldır Avrupa askerlik tarihinin en neşeli dipnotu olarak dolaşımda.
Tarihin en tuhaf askerî bilançosu: sıfır ölü, sıfır yaralı, bir kişi fazla. bu yazının tek cümlelik özeti
Efsanenin neden bu kadar sevildiğini anlamak zor değil. Savaş hikâyeleri hep eksilmeyle biter; şu kadar ölü, bu kadar kayıp. Bu hikâye ise çoğalmayla bitiyor. Savaşa gidiyorsun, kimseye zarar vermiyorsun ve eve bir arkadaş fazlasıyla dönüyorsun. İnsanın "keşke bütün savaşlar böyle olsa" diyesi geliyor.
Ordunun sonu: bir daha asker toplamadılar
Seferin üzerinden iki yıl geçmeden Liechtenstein radikal bir karar aldı. Alman Konfederasyonu dağılınca asker bulundurma yükümlülüğü de ortadan kalkmıştı; ordu halk arasında sevilmiyordu ve küçücük ülkeye maliyeti ağırdı. 12 Şubat 1868'de prenslik, 80 kişilik ordusunu tümüyle lağvetti ve kalıcı tarafsızlığını ilan etti.3 O günden beri, yani bir buçuk asrı aşkın süredir, Liechtenstein'ın ordusu yok.
Eski askerler 1893'te bir gaziler derneği kurdular; dernek en kalabalık günlerinde 141 üyeye ulaştı. Ülkenin son askeri Andreas Kieber 1939'da, 94 yaşında öldü.3 Düşünsene: Avrupa'nın tam ortasındaki bir ülkenin son askeri, İkinci Dünya Savaşı'nın patladığı yıl yatağında, yaşlılıktan hayata veda ediyor. Kieber'in cenazesi kalktığında Liechtenstein 71 yıldır ordusuzdu ve etrafındaki kıta yeniden ateşe veriliyordu. Prenslik o savaştan da tarafsız kalarak, tek kurşun atmadan çıktı.
Ordusuz yaşamak mümkün mü?
Liechtenstein bu konuda yalnız değil. Bugün dünyada ordusu olmayan yirmiden fazla devlet var. Çoğu Pasifik ve Karayipler'deki küçük ada ülkeleri ama aralarında hiç de küçük sayılmayacak bir örnek de var: Kosta Rika. 1948'deki kısa iç savaşın ardından ülkeyi devralan José Figueres, kazandığı ordunun kışlasını törenle üniversiteye devretti ve orduyu lağvetti; yasak 1949 anayasasının 12. maddesiyle kalıcı hâle getirildi.4 Eski genelkurmay binası bugün ülkenin ulusal müzesi. Beş milyonluk Kosta Rika, o günden beri savunma bütçesini eğitime ve sağlığa akıtan, bölgesinin en istikrarlı demokrasilerinden biri. Panama da 1990'da benzer bir yol seçti. Avrupa'da ise Andorra, San Marino, Monako ve Vatikan gibi küçük devletler ya hiç ordu bulundurmuyor ya da sembolik birliklerle yetiniyor.
Peki bu ülkeleri kim koruyor? Cevap ülkeden ülkeye değişiyor: kimi bir büyük devletle savunma anlaşması imzalamış, kimi bölgesel güvenlik paktlarına yaslanıyor, kimi de düpedüz coğrafyasına güveniyor. Ortak nokta şu: hepsi savunmayı bir orduya değil, diplomasiye ve ittifak ağlarına emanet etmiş durumda. Liechtenstein'ın güvenlik hesabı basit: iki komşusundan biri yüz elli yıldır kimseyle savaşmayan İsviçre, diğeri Avrupa Birliği üyesi Avusturya. Ülkenin elinde küçük bir polis teşkilatı var, o kadar. Buna rağmen, ya da belki tam da bu sayede, kişi başına düşen gelirde dünyanın en zengin ülkeleri arasında. Ordusunu kaybeden prenslik, savaş sanayisine harcayacağı parayı bankacılığa ve hassas üretime yatırıp kazanan taraf oldu.
2007: tarihin en kibar işgali
Hikâyenin bir de tatlı bir modern dipnotu var. 1 Mart 2007 gecesi, tatbikattaki 171 kişilik bir İsviçre piyade bölüğü, karanlıkta ve kötü havada yanlış yöne saptı. Sınırda tabela yoktu; adamlar farkında olmadan iki kilometre kadar Liechtenstein içine yürüdüler. Hatayı anlayan komutan birliği geri döndürdü. Liechtenstein olan biteni ancak İsviçre özür dileyip haber verince öğrendi, çünkü ülkede işgali fark edecek tek bir asker bile yoktu. İçişleri sözcüsünün olay hakkındaki yorumu, ülkenin bu konudaki rahatlığını güzel özetler: "Saldırı helikopterleriyle gelmediler ya."5 Tüfeklerde mermi yoktu, kimse bir şey görmemişti, iki ülke de olayı gülüp geçiştirdi. İsviçre'nin sicili aslında daha da renkli: 1985'te bir tatbikatta yanlış yöne fırlayan roketler Liechtenstein'da orman yangını çıkarmış ve Bern tazminat ödemek zorunda kalmıştı.5
Bu hikâye neden hâlâ anlatılıyor?
Çünkü savaş dediğimiz şeyin tersini anlatıyor. 1866'nın o yazında Königgrätz'te bir günde on binlerce insan öldü. Aynı savaşın başka bir köşesinde ise 80 kişilik bir ordu dağda manzara izledi, kimseye zarar vermedi ve eve yanında bir misafirle döndü. İki yıl sonra da "bu iş bize göre değil" deyip üniformaları tamamen dolaba kaldırdılar. O gün bugündür kimse onlara saldırmadı; bir keresinde yanlışlıkla saldıran da özür dileyip geri gitti.
81. adamın kim olduğunu muhtemelen hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Belki mesaisi biten bir Avusturyalı subaydı, belki yeni arkadaşlarının peşine takılan bir İtalyan köylüsüydü, belki de sadece iyi anlatılmış bir hikâyenin kahramanı. Ama şunu biliyoruz: tarih kitapları fetihlerle, kuşatmalarla, bozgunlarla dolu. İçlerinde bilançosu artı bir olan tek sefer, Alplerin küçük prensliğine ait. Bazen kazanmanın en iyi yolu, hiç dövüşmemek oluyor.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Historisches Lexikon des Fürstentums Liechtenstein (Liechtenstein Prensliği Tarih Ansiklopedisi), "Preussisch-Österreichischer Krieg" maddesi: sefer kararı, parlamento krizi, 26 Temmuz 1866 çıkışı, Stilfser Joch görevi ve 4 Eylül 1866'da kayıpsız dönüş. ↩
- 81. adam anlatısının farklı versiyonları (Avusturyalı irtibat subayı, İtalyan köylü, asker kaçağı) popüler tarih derlemelerinde aktarılır; ör. The Times of India (2026), "The army that went to war with 80 men and returned with 81". Hiçbir versiyon birincil kaynakla doğrulanmamıştır. ↩
- Liechtenstein ordusunun 12 Şubat 1868'de lağvı, 1893 gaziler derneği ve son asker Andreas Kieber (ö. 1939) için: Historisches Lexikon des Fürstentums Liechtenstein, "Militär" maddesi. ↩
- Kosta Rika Anayasası, 12. Madde (1949); ordunun 1 Aralık 1948'de José Figueres Ferrer tarafından lağvedilmesi ve kışlanın müzeye dönüştürülmesi. ↩
- BBC News (2007), "Swiss in Liechtenstein 'invasion'" ve Associated Press (2007) haberleri: 1 Mart 2007'de 171 İsviçre askerinin yanlışlıkla sınırı geçmesi; 1985 roket kazası ve tazminat. ↩


