Şirket pikniğindesin. Halat çekme yarışı düzenlenmiş, iki takım onar kişi. Sen de halatın ucundasın; avuçların yanıyor, ayakların çimde kayıyor, yüzün kıpkırmızı. Etrafına bakıyorsun: herkes senin kadar asılıyor gibi. Bağıran bağırana, inleyen inleyene. Sonra biri o günü videoya çekiyor ve akşam izlerken bir şey dikkatini çekiyor. On kişilik takımın çektiği toplam güç, o on kişinin tek tek çekebileceğinin toplamından belirgin biçimde az. Sanki halatın ucunda on kişi yok da yedi buçuk kişi var.

Eksik iki buçuk kişi nereye gitti? Bu sorunun peşine ilk düşen adam bir psikolog bile değildi. Fransız bir tarım mühendisiydi ve aslında insanlarla da pek ilgilenmiyordu. Derdi öküzlerdi.

Bu yazıda neler var?

Öküzlerden başlayan bir hikâye

Max Ringelmann, 1880'lerde Fransa'daki Grand-Jouan tarım okulunda çalışan bir mühendisti. Kafasındaki soru tamamen pratikti: bir tarlada işi en verimli şekilde nasıl yaptırırsın? Atlar mı daha verimli, öküzler mi? Yükü itmek mi iyidir, çekmek mi? Bu soruların bir yerinde sıra insana geldi. Ringelmann öğrencilerini aldı, ellerine bir halat verdi ve halatın öbür ucuna dinamometre bağladı; yani çekilen gücü kilogram cinsinden ölçen bir alet. Önce herkes tek tek çekti, sonra ikişerli, üçerli ve sekizerli gruplar hâlinde.1

Beklenti basitti: sekiz kişi, bir kişinin sekiz katını çeker. Ölçümler başka bir şey söyledi. İki kişi, kapasitelerinin toplamının yüzde 93'ünü çekti. Üç kişi yüzde 85'ini. Sekiz kişi ise yüzde 49'unu; yani sekiz kişilik grup, aslında dört kişilik güç üretiyordu.1 Halata eklenen her el, ortalamayı biraz daha aşağı çekiyordu. Ringelmann bu bulguyu 1913'te yayımladı ve büyük ölçüde koordinasyona bağladı: insanlar aynı anda, aynı ritimde asılamıyor, güç birbirini kesiyor diye düşündü.

İşin garip tarafı şu: bu deney sosyal psikolojinin en eski bulgularından biri sayılmasına rağmen, orijinal makale on yıllar boyunca ortada yoktu. Herkes 1927 tarihli ikinci el bir aktarmadan alıntı yapıyordu. Kaynağın izini süren iki araştırmacı, Kravitz ve Martin, Ringelmann'ın kendi metnini ancak 1986'da bulup bilim dünyasına yeniden tanıttı.2 Yani psikolojinin kurucu deneylerinden biri, yarım yüzyıl boyunca bir söylenti olarak dolaştı.

Beceriksizlik mi, isteksizlik mi?

Ringelmann'ın koordinasyon açıklaması makul görünüyor. On kişi aynı salisede asılamaz, biri kaydığında ötekinin gücü boşa gider. Ama içinde bir soru saklı: acaba düşüşün tamamı fizikten mi geliyor, yoksa kafamızın içinde de bir şey mi oluyor?

Bu soruyu 1974'te Alan Ingham ve arkadaşları zekice bir hileyle ayrıştırdı. Deneklerin gözünü bağladılar ve halatın başına geçirdiler. Deneğe bazen "arkanda beş kişi var, birlikte çekeceksiniz" dendi. Arkadakiler araştırma ekibinin adamlarıydı ve halata hiç dokunmuyorlardı; sadece çekiyormuş gibi ses çıkarıyorlardı. Yani denek her seferinde aslında tek başına çekiyordu. Koordinasyon sorunu diye bir şey fiziksel olarak mümkün değildi.3

Sonuç çarpıcıydı. Sadece arkasında birilerinin olduğuna inanmak bile deneğin gücünü düşürdü. Kaslarda, zeminde, halatta hiçbir şey değişmemişti; değişen tek şey kafanın içindeki "yalnız değilim" bilgisiydi. Demek ki kalabalıkta kaybolan gücün önemli bir kısmı fizik kaybı olmaktan çok bir motivasyon kaybıydı. Üstelik aynı çalışmanın gerçek gruplarla yapılan bölümü Ringelmann'ı da doğruladı: ikili gruplar kapasitelerinin yüzde 91'ini, üçlüler yüzde 82'sini, altılılar yüzde 78'ini çekebildi.3

Alkışın bile sesi kısılıyor

Belki de mesele kas gücüdür diyorsan, 1979'da Ohio State Üniversitesi'nde yapılan deney o kapıyı da kapatıyor. Bibb Latané ve ekibi, öğrencilerden avazları çıktığı kadar bağırmalarını ve alkışlamalarını istedi; kâh tek başlarına, kâh gruplar hâlinde. Ses basıncı ölçüldü. İki kişilik gruplar, tek başlarına çıkarabildikleri sesin toplamının yüzde 71'ini üretti. Dört kişide bu oran yüzde 51'e, altı kişide yüzde 40'a düştü.4 Bağırmak koordinasyon istemez; kimse kimsenin sesine takılıp düşmez. Buna rağmen kalabalık büyüdükçe herkesin sesi kısıldı.

Bu çalışma olguya bugünkü adını da verdi: sosyal kaytarma. İngilizcesi "social loafing" ve makalenin başlığı bir atasözüne göndermeydi: "Çok el, işi hafifletir." Araştırmacıların acı tespiti, atasözünün fazlasıyla doğru olduğuydu. Çok el gerçekten işi hafifletiyordu; ama işin kendisini değil, her bir elin harcadığı çabayı.

Peki içimizde ne oluyor da gevşiyoruz? Araştırmacılar iki yüzü olan tek bir mekanizmaya işaret ediyor. Birincisi kalabalıkta saklanmak: grup kötü iş çıkarırsa suç bölünür, kimse doğrudan sana bakmaz. İkincisi kalabalıkta kaybolmak: grup harika iş çıkarırsa alkış da bölünür, senin fazladan asılman kimsenin gözüne görünmez.4 Ceza da ödül de seyreldiğinde, beynin gaz pedalından ayağını usulca çekiyor. Bilinçli bir tembellik değil bu; deneklerin çoğu daha az efor harcadığının farkında bile değildi.

Halat artık toplantı odasında

Şimdi o halatı bugüne taşı. Sekiz kişilik proje toplantısındasın, herkes ekrana bakıyor, biri konuşuyor ve kafanın içinden geçen cümle şu: "Nasılsa biri not alıyordur." Apartman WhatsApp grubuna "çatıdaki sorun için biri belediyeyi arayabilir mi?" yazılıyor ve kırk kişilik grupta o telefonu kimse açmıyor. Grup ödevinde işin yüzde 80'ini iki kişi yapıyor, sunum günü sertifikayı beş kişi alıyor. E-postanın bilgi kısmına eklenen yedi kişi, o e-postayı yedi kat dikkatli okumuyor; tam tersine, herkes bir başkasının cevaplayacağından emin.

Bunlar tek tük gözlemler değil. 1993'te Steven Karau ve Kipling Williams, konuyla ilgili 78 ayrı çalışmayı bir araya getiren bir meta-analiz yayımladı. Sonuç: sosyal kaytarma sağlam ve genellenebilir bir etki. Halat çekmede de çıkıyor, beyin fırtınasında da, fikir üretmede de, dikkat gerektiren işlerde de. Yaş, cinsiyet ve kültür fark etmeksizin gözleniyor; bireyci kültürlerde biraz daha güçlü, ama kolektivist kültürlerde de var.5

Aynı meta-analizin asıl değerli tarafı, etkiyi neyin büyütüp neyin küçülttüğünü göstermesi. Kaytarma en çok şu koşullarda azıyor: kişisel katkı ölçülemiyorsa, görev kimseye bir şey ifade etmiyorsa ve insanlar "nasılsa diğerleri asılır" diye düşünüyorsa. Bu üç koşulu yan yana koyunca, kötü işleyen her ekibin röntgeni gibi okunuyor.

Panzehir: görünür olmak

İyi haber şu ki bu etki kader değil; düğmesi biliniyor. En güçlü panzehir, bireysel katkıyı görünür kılmak. Williams, Harkins ve Latané 1981'de bağırma deneyini bir farkla tekrarladı: deneklere, grup hâlinde bağırsalar bile her birinin sesinin ayrı ayrı ölçülebildiği söylendi. Kaytarma ortadan kalktı. Herkes, tek başınaymış gibi bağırdı.6 Kimin ne kadar asıldığı görünür olduğunda, kalabalıkta saklanacak yer kalmıyor.

Bunun iş hayatındaki karşılığı çok somut. "Bunu ekipçe halledelim" diye biten toplantı, halata sekiz kişiyi dizmektir; "raporu Zeynep yazacak, verileri Emre çıkaracak, çarşamba kontrol edeceğiz" diye biten toplantı, herkesin elini görünür kılmaktır. Aradaki fark, Ringelmann'ın dinamometresinde yüzde 50'ye varan bir fark.

İkinci panzehir, ekibi küçük tutmak. Rakamlara dönersen düşüşün en dik yerinin ilk eklenen kişilerde olduğunu görürsün; kalabalık büyüdükçe her yeni üyenin getirdiği güç azalır, götürdüğü sorumluluk duygusu artar. Bir işi üç kişi sahiplenir, sekiz kişi seyreder. Üçüncüsü, işin anlamı: insanlar önemsedikleri, kendi becerilerini gösterebildikleri işlerde çok daha az kaytarıyor.5 Ve bir de takım tarafı var: arkadaşlarının çok çalıştığını gören, katkısının benzersiz olduğunu hisseden insan halata yeniden asılıyor.

İnsanı gevşeten kalabalığın kendisi değil, kendi katkısının o kalabalık içinde görünmez kalması. bu yazının tek cümlelik özeti

Bir dahaki sefere büyük bir toplantıda "nasılsa biri yapar" diye içinden geçirdiğinde, dur ve gülümse: az önce 140 yıllık bir deneyin deneği oldun. Ringelmann'ın öğrencileri de kötü niyetli değildi, sen de değilsin. Sadece hepimizin içinde, kalabalığı görünce eli gevşeten sessiz bir ayar var. O ayarın farkında olmaksa çoğu zaman yeterli. Halatın ucunda kaç kişi olursa olsun, kendi çektiğin kilo hep sana ait.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Ringelmann, M. (1913). "Recherches sur les moteurs animés: Travail de l'homme", Annales de l'Institut National Agronomique, 2. seri, cilt 12, s. 1-40. Veriler 1880'lerde Grand-Jouan tarım okulunda toplandı; grup verimi oranları (2 kişi %93, 3 kişi %85, 8 kişi %49) bu çalışmadan aktarılır.
  2. Kravitz, D. A. & Martin, B. (1986). "Ringelmann Rediscovered: The Original Article", Journal of Personality and Social Psychology, 50(5), 936-941. Kayıp orijinal makalenin bulunuşu ve Ringelmann'ın koordinasyon yorumu.
  3. Ingham, A. G., Levinger, G., Graves, J. & Peckham, V. (1974). "The Ringelmann Effect: Studies of Group Size and Group Performance", Journal of Experimental Social Psychology, 10(4), 371-384. Gözü bağlı deneklerle sahte grup deneyi; gerçek gruplarda %91/%82/%78 oranları.
  4. Latané, B., Williams, K. & Harkins, S. (1979). "Many Hands Make Light the Work: The Causes and Consequences of Social Loafing", Journal of Personality and Social Psychology, 37(6), 822-832. Alkış ve bağırma deneyleri; %71/%51/%40 oranları ve "sosyal kaytarma" teriminin doğuşu.
  5. Karau, S. J. & Williams, K. D. (1993). "Social Loafing: A Meta-Analytic Review and Theoretical Integration", Journal of Personality and Social Psychology, 65(4), 681-706. 78 çalışmanın meta-analizi; değerlendirilebilirlik, görev anlamı, kültür ve ekip beklentisi etkileri.
  6. Williams, K., Harkins, S. & Latané, B. (1981). "Identifiability as a Deterrent to Social Loafing: Two Cheering Experiments", Journal of Personality and Social Psychology, 40(2), 303-311. Bireysel katkı ölçülebilir olduğunda kaytarmanın ortadan kalkması.
Kategoriler ve Etiketler
Psikoloji ringelmann etkisi sosyal kaytarma grup psikolojisi ekip çalışması motivasyon
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."