Önce şu yaygın teşhisi emekli edelim: "Zamanı iyi yönetemiyorsun." Eğer erteleme bir takvim sorunu olsaydı, daha iyi bir ajanda almak onu çözerdi. Denedin; çözmedi. Renk renk planlar yaptın, uygulamalar indirdin, "bu pazartesi başlıyorum" dedin. Plan yapmak hiç sorun olmadı zaten; sorun, planın başlama saatinde bambaşka bir şey yapıyor olman.

Ertelemeyi yıllardır inceleyen araştırmacıların vardığı nokta başka: erteleme, zamanla değil duyguyla ilgili bir sorun. Carleton Üniversitesi'nden Timothy Pychyl ve Sheffield Üniversitesi'nden Fuschia Sirois'nın çalışmalarının özeti tek cümle: erteleme, kısa vadeli duygu onarımıdır.1 Görev sana kötü hissettiriyor; sıkıntı, belirsizlik, yetersizlik korkusu, mükemmeliyetçilik baskısı. Görevi ertelediğin an o kötü his de erteleniyor ve beyin bunu bir zafer olarak kaydediyor. Yani ertelerken aslında görevi değil, görevin sana yaşattığı duyguyu öteliyorsun. Sorun şu ki duygu faizli borç gibi: yarın, üzerine suçluluk da binmiş olarak geri geliyor.

Kafanın içindeki pazarlık masası

Beyin görüntüleme çalışmaları bu kavganın taraflarını da gösteriyor. Bir tarafta limbik sistem var: beynin hızlı, güçlü ve sabırsız duygu makinesi. Amigdala bu sistemin alarm zili; bir görevi tehdit olarak işaretlediğinde (rezil olabilirsin, başaramayabilirsin) senden tek şey istiyor: buradan uzaklaş. Öbür tarafta prefrontal korteks oturuyor: planlayan, geleceği hesaplayan, "ama yarın sınav var" diyen yavaş ve yorulmaya meyilli yönetici.

2018'de Bochum Ruhr Üniversitesi'nden araştırmacılar, 264 kişinin beyin görüntülerini inceledi ve kronik ertelemecilerde amigdalanın daha büyük, amigdala ile ön korteksin ilgili bölgesi arasındaki bağlantının ise daha zayıf olduğunu buldu.2 Kabaca çevirisi: alarm zili daha gür çalıyor, zili susturacak yöneticinin eli zile daha uzak. Bu, ertelemenin karakter kusuru değil, ölçülebilir bir beyin dinamiği olduğunun en somut kanıtlarından.

Bir kafa silüetinin içinde direksiyona asılan iki figür: turuncu, çocuksu ve eğlenceye çeken taraf ile mavi, sakin ve dağdaki hedefe yönlendirmeye çalışan taraf
Aynı direksiyon, iki şoför: limbik sistem hızlı, ön korteks yorgun

İşin bir de zaman boyutu var. Psikolog Hal Hershfield'ın beyin görüntüleme deneyleri tuhaf bir şey gösterdi: "gelecekteki sen"i düşünürken beynin, bir yabancıyı düşünürken çalışan bölgeleri devreye giriyor.3 Yani "yarınki ben yapar" derken beynin gerçekten de işi başkasına havale ediyor. O yüzden bu kadar rahat söz veriyorsun: fatura sana kesilmeyecekmiş gibi hissettiriyor.

Kimler daha çok erteler?

Alanın en büyük veri toplayıcısı, Calgary Üniversitesi'nden Piers Steel. 2007'de yayımladığı dev meta-analiz, yüzlerce çalışmayı birleştirerek ertelemenin dört büyük belirleyicisini çıkardı: görevin ne kadar sıkıcı ya da sevimsiz olduğu, ödülün ne kadar uzakta olduğu, kişinin başarıya dair beklentisi ve dürtüsellik düzeyi.4 Formül gibi okursan: iş sevimsizse, sonucu uzaktaysa, kendine güvenin düşükse ve dikkatin kolay dağılıyorsa, erteleme neredeyse matematiksel bir sonuç.

Bu listede "tembellik" diye bir kalem yok. Tam tersine, ertelemeciler arasında mükemmeliyetçiler hatırı sayılır bir kalabalık: iş "kusursuz yapılamayacaksa hiç başlamamak" da bir duygu koruma stratejisi. Başlamazsan, yetersizliğinle yüzleşmezsin; "aslında yapsam çok iyi yapardım" ihtimali sonsuza dek cebinde kalır.

Ne işe yarıyor? Kanıtı olan yöntemler

Erteleme bir duygu sorunuysa, çözümler de duyguyu hedeflemeli. İşte araştırmaların arkasında durduğu yöntemler:

1. Kendini affet. Kulağa yumuşak geliyor ama elimizdeki en şaşırtıcı bulgulardan biri: Carleton Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada, ilk sınava çalışmayı erteledikleri için kendilerini affeden öğrencilerin, ikinci sınavda anlamlı ölçüde daha az erteledikleri görüldü.5 Mantığı şu: suçluluk ve kendine kızgınlık, görevi daha da sevimsiz yapan duygular; yani ertelemenin yakıtı. Affetmek yakıtı kesiyor. Kendine yüklenmek çalışkanlık değil; ertelemeye yatırım.

2. Başlamayı küçült, bitirmeyi unut. Beynin alarmı görevin tamamına bakarak çalar: "tez yazmak" korkunçtur, "taslağa iki cümle yazmak" değil. Hedefi gülünç derecede küçük tut: iki dakika çalışmak, tek paragraf okumak, sadece dosyayı açmak. Bu hile değil; alarmın eşiğinin altından geçmek. Başladıktan sonra devam etmenin görece kolay olmasının da bir adı var: yarım kalan işler zihinde açık kalır ve seni geri çağırır. Zor olan kapıdan girmek; içerisi çoğu zaman dışarıdan göründüğünden iyidir.

3. Niyeti adres ve saate bağla. Psikolog Peter Gollwitzer'in "uygulama niyeti" yöntemi, yüzlerce deneyde test edildi: "X olursa/olduğunda Y yapacağım" kalıbıyla kurulan planlar, düz niyetlerden çok daha yüksek oranda gerçekleşiyor.6 "Bu hafta spora başlayacağım" bir dilek; "salı sabahı dişimi fırçalayınca eşofmanı giyeceğim" bir devre. İkincisi, karar anını ortadan kaldırır ve erteleme tam da karar anlarında yaşar.

4. Şeytanı uzaklaştır, dostu yaklaştır. Dürtüsellik denklemin parçasıysa, ortam da öyle. Telefonu başka odaya koymak, bildirim kapatmak, çalışma masasında sadece o işin sekmesini açık tutmak; bunlar irade değil mimari. İrade sınırlı ve pahalı; mimari bedava ve hep nöbette.

5. Duyguyu adlandır. Ertelediğini fark ettiğin an, "tembelim" yerine şu soruyu dene: bu görev bana şu anda ne hissettiriyor? Sıkıntı mı, korku mu, nereden başlayacağını bilememek mi? Duyguyu adlandırmak onu yönetilebilir kılar; adlandırılmamış duygu ise seni yönetir. Nereden başlayacağını bilmiyorsan sorun duygusal değil bilgiseldir ve çözümü de bellidir: birine sormak.

Sabah ışığında, uzun bir patikanın ilk küçük tuğlasını yerleştiren kişi; yanında kumu yeni akmaya başlamış bir kum saati, ileride patikanın gideceği evin silueti
Bütün yolu inşa etmek zorunda değilsin; bugünlük tek tuğla yeter

Yarınki sen bir yabancı değil

Belki de en kalıcı çözüm, Hershfield'ın bulgusunu tersine çevirmek: gelecekteki seninle arayı düzeltmek. Deneylerde, insanlara kendi yaşlandırılmış fotoğraflarını gösterip gelecekteki benliklerini somutlaştırmak bile birikim ve sağlık kararlarını iyileştiriyor.3 Gündelik versiyonu basit: bir işi öteleyeceğin an, o işi yapmak zorunda kalacak halini bir saniye gerçekten hayal et. Pazar gecesi, yorgun, sıkışmış halini. O kişi bir yabancı değil; sensin. Ve şu anda ona nasıl davrandığın, karakterinle ilgili sandığından fazla şey söylüyor.

Erteleme, görevden değil duygudan kaçıştır; kaçtığın duyguyu tanıdığın an, kovalamaca biter. bu yazının tek cümlelik özeti

Şimdi dürüst bir kapanış: bu yazıyı okumak da bir erteleme olabilir. Yapman gereken şeyi ikimiz de biliyoruz. O hâlde anlaşalım: yazı bitti, telefonu ya da sekmeyi kapat ve o işe sadece iki dakika ver. İki dakika sonra bırakma hakkın saklı. Muhtemelen bırakmayacaksın; ama bıraksan bile, bugün kapıdan girmiş olacaksın. Fil hikâyesindeki gibi: ilk lif koptu mu, ip artık eskisi kadar güçlü değil.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Sirois, F. & Pychyl, T. (2013). "Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation: Consequences for Future Self". Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115-127.
  2. Schlüter, C. ve ark. (2018). "The Structural and Functional Signature of Action Control". Psychological Science, 29(10), 1620-1630. Amigdala hacmi ve amigdala-dACC bağlantısı bulgusu.
  3. Hershfield, H. E. (2011). "Future self-continuity: how conceptions of the future self transform intertemporal choice". Annals of the New York Academy of Sciences, 1235, 30-43; yaşlandırılmış avatar deneyleri: Hershfield ve ark. (2011), Journal of Marketing Research, 48, S23-S37.
  4. Steel, P. (2007). "The Nature of Procrastination: A Meta-Analytic and Theoretical Review of Quintessential Self-Regulatory Failure". Psychological Bulletin, 133(1), 65-94.
  5. Wohl, M. J. A., Pychyl, T. A. & Bennett, S. H. (2010). "I forgive myself, now I can study: How self-forgiveness for procrastinating can reduce future procrastination". Personality and Individual Differences, 48(7), 803-808.
  6. Gollwitzer, P. M. & Sheeran, P. (2006). "Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis of effects and processes". Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69-119.
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."