Sabah kalabalık bir dolmuştasın. Yanına oturan adamın poşetinden yayılan koku midenin ta dibine dokunuyor; yüzünü cama dönüyorsun, iki durak sonra iniyorsun. Öğlen olduğunda o kokuyu çoktan unutmuşsun. Aynı gün akşam telefonun çalıyor ve kötü bir haber alıyorsun. O haber de bir duygu bırakıyor içinde ama bu sefer iş değişiyor: ertesi sabah uyandığında orada, işe giderken orada, hafta sonu bile hâlâ orada. İkisi de duygu. Biri yarım saatte buharlaşıyor, öteki günlerce sana eşlik ediyor. Neden?

Bu soruyu ciddiye alıp ölçen az sayıda araştırmadan biri, Belçika'daki Leuven Üniversitesi'nden çıktı. Psikolog Philippe Verduyn ve Saskia Lavrijsen, iki yüzü aşkın gençten yakın zamanda yaşadıkları duygusal anları hatırlamalarını, her birinin ne kadar sürdüğünü ve o sırada kafalarından neler geçtiğini anlatmalarını istedi. Masaya 27 ayrı duygu yatırıldı: sevinçten nefrete, korkudan minnete, sıkıntıdan umuda kadar.1

Bu yazıda neler var?

Duyguların kronometresi

Sonuç tablosu, duyguların ömrü konusundaki sezgilerimizi hem doğruluyor hem de birkaç yerde ters köşe yapıyor. Kısa ömürlüler takımında utanç, şaşkınlık, korku, iğrenme, sıkılma, duygulanma, kızgınlık ve rahatlama var; bunların çoğu yarım saat civarında sönüyor. Orta kulvarda ilginç bir isim koşuyor: sevinç, ortalama 35 saatte tükeniyor. Nefret 60 saate kadar dayanıyor. Ve açık ara şampiyon, üzüntü: kalıcı olarak yatışması ortalama 120 saat, yani beş gün alıyor.1 Yarım saatlik iğrenmeyle yan yana koyunca fark tam 240 kat. Dolmuştaki koku ile telefondaki kötü haber arasındaki uçurumun ölçülmüş hali bu.

Tablodaki ikili karşılaştırmalar da düşündürücü. Korku kısa sürüyor ama onun sinsi kuzeni kaygı saatlerce, hatta bir gün boyunca sürebiliyor. Utanç yarım saatte geçiyor, suçluluk ise çok daha uzun yaşıyor.1 Sanki içimizdeki alarm sistemi ikiye ayrılmış: biri anlık tehlikeye bağıran zil, öteki arka planda dönüp duran düşük sesli bir uğultu.

Burada dürüst olmak gerek: bu çalışma, insanların kendi hatıralarına dayanıyor ve katılımcıları lise çağında gençlerdi. Kimse beş gün boyunca elinde kronometreyle üzüntü ölçmedi; insanlar geriye dönüp tahmin etti. Yine de bulgular, alandaki başka yöntemlerle yapılmış çalışmaların çizdiği resme oturuyor: duygular saniyeler ile günler arasında değişen, şaşırtıcı derecede esnek ömürlere sahip.2

Farkı yaratan iki şey

Peki üzüntüyü bu kadar yapışkan kılan ne? Verduyn ve Lavrijsen'in verilerinde iki değişken öne çıkıyor ve bu ikisi, duygular arasındaki süre farkının neredeyse yarısını tek başına açıklıyor.1

Birincisi, olayın senin için taşıdığı ağırlık. İğrenme genellikle önemsiz bir kaynaktan gelir; kötü bir koku hayat planlarını değiştirmez. Üzüntü ise çoğu zaman kayıplardan doğar: bir yakının ölümü, bir ilişkinin bitişi, kaçan bir fırsat. Bunlar hayatındaki büyük taşları yerinden oynatan olaylardır ve zihin, büyük taşlarla küçük çakılları aynı hızda işlemez. Üstelik kaybın doğasında çözümsüzlük vardır. Ekşiyen bir durumdan uzaklaşabilirsin, korktuğun köpekten kaçabilirsin; ama kaybettiğin şeyi geri getirecek bir hamle yoktur. Yapacak iş kalmayınca duygu, kendi ritmiyle sönmek zorunda kalır ve bu yavaş bir süreçtir.

İkincisi ve belki daha önemlisi: ruminasyon. Türkçesiyle zihinsel geviş getirme. Olayı ve sana hissettirdiklerini tekrar tekrar düşünmek, aynı sahneyi kafanda yeniden oynatmak, "keşke şöyle deseydim" senaryoları kurmak. Araştırmada uzun ömürlü duyguların ortak imzası buydu: hangi duygu yüksek ruminasyonla el ele gidiyorsa, o duygu uzun yaşıyordu.1 Üzüntü, ruminasyonun baş müşterisi.

Kafandaki tekrar düğmesi

Ruminasyonun gücünü ilk sistemli inceleyen isimlerden biri, psikolog Susan Nolen-Hoeksema'ydı. 1990'larda geliştirdiği kurama göre, çökkün bir ruh haline verdiğin tepki, o halin ne kadar süreceğini belirliyor. Belirtilerine odaklanıp "neden böyleyim, bu ne anlama geliyor, sonum ne olacak" diye dönüp duran insanlar, dikkatini başka yöne çevirenlere göre çok daha uzun süre dipte kalıyor.3 Üstelik bu dönme hali masum bir düşünme değil; problem çözmeyi bozuyor, harekete geçmeyi engelliyor ve karamsar düşünceleri besliyor. Sonraki yıllarda yapılan çalışmalar, ruminasyona eğilimli insanlarda depresyon belirtilerinin zamanla arttığını ve yeni depresyon ataklarının daha sık başladığını gösterdi.4

İşin ilginç bir ayrıntısı daha var. Leuven ekibinin ayrı bir çalışmasında, insanların günlük hayattaki öfke, üzüntü, sevinç ve minnet anları beş gün boyunca izlendi. Duyguyla aynı yöndeki düşünceler duyguyu uzatıyordu; ters yöndeki düşünceler kısaltıyordu. Buraya kadar beklendik. Sürpriz şurada: derdini birine anlatmak, yani sosyal paylaşım, dört duygunun dördünü de uzatıyordu.5 "İçini dök, rahatla" tavsiyesi demek ki en azından süre konusunda tersine işleyebiliyor; olayı her anlatışında sahneyi yeniden kuruyor, duyguyu yeniden ısıtıyorsun. Paylaşmanın başka faydaları elbette var, yakınlık kurar, destek getirir. Ama aynı hikâyeyi beşinci kez, aynı öfkeyle anlatıyorsan, muhtemelen rahatlamıyorsun; provasını yapıyorsun.

Üzüntünün bir işi var

Bütün bunlar üzüntüyü bir tasarım hatası gibi gösterebilir. Oysa duyguların ömrü, büyük ihtimalle gördükleri işle orantılı. İğrenme bir gıda zehirlenmesinden korunma sistemidir; işini saniyeler içinde yapar, seni bozuk yiyecekten uzaklaştırır ve çekilir. Korku, tehlike geçince anlamını yitirir. Üzüntünün işi ise başka: bir kayıptan sonra seni yavaşlatır, içe döndürür, dünyayla arana mesafe koyar. O mesafede kaybın büyüklüğünü tartar, planlarını yeniden kurar, neyin senin için gerçekten önemli olduğunu yeniden öğrenirsin. Beş günlük ömür, bu muhasebenin bedeli gibi görünüyor. Kısacası üzüntü uzun sürüyor çünkü işi uzun.

Bunun bir de toplumsal yüzü var. Yüzündeki üzüntü, çevrene "şu an yardıma ihtiyacım var" sinyali gönderir. Taziye evine yemek taşıyan komşular, kapına gelen arkadaşlar bu sinyalin karşılığıdır. Çabuk geçen bir üzüntü, bu yardım ağının kurulmasına fırsat bile vermezdi.

Elinde ne var?

Bu araştırmalardan pratik birkaç şey çıkıyor. İlki teselli edici: üzüntünün günlerce sürmesi bozuk olduğun anlamına gelmiyor; türün ortalaması bu. Kendine "hâlâ mı üzülüyorsun" diye kızmak, üstüne bir de ruminasyon eklemekten başka işe yaramaz.

İkincisi, süreyi uzatan kolun senin elinde olduğu gerçeği. Ruminasyon ile üzerine düşünmek arasında ince ama hayati bir çizgi var. "Bu olay bana ne öğretti, bundan sonra ne yapacağım" sorusu ileri doğru akar ve bir yerde biter. "Neden ben, neden hep böyle oluyor" sorusu ise daire çizer. Kendini dairede yakaladığında dikkati başka yere taşımak, yürüyüşe çıkmak, elinle bir iş yapmak; deneysel çalışmalarda çökkün ruh halini en tutarlı hafifleten şeyler bunlar.4 Kulağa fazla basit geliyor, biliyorum. Ama mekanizma basit çalışıyor: zihin aynı anda hem geviş getirip hem soğan doğrayamıyor.

Üçüncüsü, derdini anlatırken amacına bakmak. Anlatışın sana yeni bir bakış, bir plan, bir teselli getiriyorsa değerli. Sadece kaseti başa sarıyorsa, o sohbet duyguyu uzatıyor olabilir. Ve son olarak bir sınır: üzüntü beş günün, bilemedin birkaç haftanın içinde dalga dalga hafifler. Hafiflemiyorsa, uyku ve iştahla birlikte hayatın tamamını ele geçirdiyse, artık duygudan başka bir şeyle, muhtemelen depresyonla karşı karşıyasındır ve bunun yeri arkadaş sohbeti değil, bir uzmanın odasıdır.

Duygunun ömrünü olayın büyüklüğü başlatır; kafandaki tekrar düğmesi uzatır. bu yazının tek cümlelik özeti

Dolmuştaki koku ile telefondaki haber arasındaki 240 katlık fark, demek ki bir rastlantı değil; zihnin öncelik listesinin ta kendisi. Ufak nahoşluklar için yarım saatlik makbuzlar kesiyor, hayatını değiştiren kayıplar için günlerce süren bir iç muhasebe açıyor. O muhasebeye izin ver, ama defteri her gece baştan okumana gerek yok. Üzüntü işini bitirince kendisi kapıyı bulur.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Verduyn, P. ve Lavrijsen, S. (2015). "Which emotions last longest and why: The role of event importance and rumination", Motivation and Emotion, 39, 119-127. Üzüntü için kalıcı yatışma medyanı 120 saat; utanç, iğrenme gibi duygular yaklaşık 30 dakika.
  2. Verduyn, P., Delaveau, P., Rotgé, J.-Y., Fossati, P. ve Van Mechelen, I. (2015). "Determinants of Emotion Duration and Underlying Psychological and Neural Mechanisms", Emotion Review, 7(4), 330-335.
  3. Nolen-Hoeksema, S. (1991). "Responses to depression and their effects on the duration of depressive episodes", Journal of Abnormal Psychology, 100(4), 569-582; ayrıca Nolen-Hoeksema, S., Morrow, J. ve Fredrickson, B. L. (1993). "Response styles and the duration of episodes of depressed mood", Journal of Abnormal Psychology, 102(1), 20-28.
  4. Nolen-Hoeksema, S., Wisco, B. E. ve Lyubomirsky, S. (2008). "Rethinking Rumination", Perspectives on Psychological Science, 3(5), 400-424. Ruminasyonun depresyon başlangıcını yordadığı ve dikkat dağıtmanın deneysel çalışmalarda çökkün ruh halini hafiflettiği bu derlemede özetlenir.
  5. Verduyn, P., Van Mechelen, I. ve Tuerlinckx, F. (2011). "The relation between event processing and the duration of emotional experience", Emotion, 11(1), 20-28.
Kategoriler ve Etiketler
Psikoloji duygular üzüntü ruminasyon zihin sağlığı psikoloji araştırmaları
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."