Şu cümleyi mutlaka duymuşsundur: "Antik Roma'da ortalama insan ömrü 35 yıldı." Buradan da hep aynı görüntü çıkar: 30'una gelen herkesin ak sakallı bir ihtiyar sayıldığı, 40'ını görenin efsaneleştiği bir dünya. Peki bu doğru mu?
Cevap, bu sitede sevdiğimiz türden: evet ama hayır. Rakam kabaca doğru; tarihçilerin tahminleri Roma İmparatorluğu'nda doğumda beklenen ömrü 22 ile 33 yıl arasına koyuyor.1 Ama o rakamdan çıkardığımız görüntü tamamen yanlış. Roma sokakları 35'inde ölmeyi bekleyen orta yaşlılarla dolu değildi. Altmışlık, yetmişlik Romalılar gayet vardı; Senato zaten yaşlılar kuruluydu, kelimenin kökü bile öyle: Latince senex, yani yaşlı. O meşhur "ortalama 35"in içinde saklanan şey, bambaşka ve çok daha acı bir gerçek.
Ortalamanın sakladığı şey
Küçük bir hesap yapalım. İki bebek düşün. Biri doğumdan birkaç ay sonra ölüyor. Öteki 69 yaşına kadar yaşıyor. İkisinin ortalama ömrü kaç? 35. İşte Roma'nın "ortalama 35"i tam olarak bu.
Roma'da doğan her üç bebekten biri ilk yaş gününü göremiyordu.1 Beş yaşına gelmeden ölenlerle birlikte bu oran neredeyse yarıya yaklaşıyordu. Ortalamayı yerin dibine çeken işte bu devasa çocuk ölümlerinin ağırlığı. Çocukluğun mayın tarlasını bir kez geçen Romalı için tablo bambaşkaydı: 10 yaşına ulaşan biri ortalama 45 ila 50 yaşını görmeyi bekleyebiliyordu ve bunların önemli bir kısmı 60'larına, 70'lerine, hatta ötesine uzanıyordu.1 Devlet adamı Yaşlı Cato 85'ine kadar yaşadı ve ölümüne kadar siyaset yaptı. Cicero'nun eşi Terentia'nın 103 yaşını gördüğü aktarılır. Yani insan vücudunun üst sınırı iki bin yıldır neredeyse aynı; değişen şey, o sınıra ulaşma şansımız.
Bu yüzden "ortalama ömür" kavramını duyduğun her yerde iki kez düşün. Ortalama, herkesin öldüğü yaş değil; bebek ölümleriyle uzun hayatların matematiksel karışımı. Tarih boyunca insanlar hep 70'lerine, 80'lerine kadar yaşayabiliyordu. Sadece o şansa erişenler azınlıktaydı.
Grafik binlerce yıl düz gitti, sonra bir şey oldu
İşin asıl çarpıcı kısmı şu: bu tablo binlerce yıl boyunca neredeyse hiç değişmedi. Avcı toplayıcılarda, Roma'da, Osmanlı'da, 1800'lerin Avrupa'sında doğumda beklenen ömür hep 25 ile 40 arasında gidip geldi. Krallar için bile durum çok farklı değildi; saraylarda da bebekler ölüyordu, veba kapıdan içeri girince taht da kulübe de aynı hizaya geliyordu.
Sonra, tarih ölçeğinde göz açıp kapayana kadar diyebileceğimiz bir sürede her şey değişti. Temiz su ve kanalizasyon, aşılar, mikrop teorisi, antibiyotikler, doğum hijyeni. Bunların hiçbiri insan vücudunun üst sınırını değiştirmedi; yaptıkları şey, o mayın tarlasını, yani çocuklukta ölme ihtimalini temizlemekti. Sonuç: yirminci yüzyılda zengin ülkelerde doğumda beklenen ömür yaklaşık 30 yıl birden arttı.2 Binlerce yılda kazanılamayan şey, tek bir yüzyıla sığdı.
Bugün neredeyiz? Dünya genelinde doğumda beklenen ömür 2000'de 66,8 yıldı; 2019'da 73,1'e çıktı. Sonra pandemi iki yılda neredeyse on yıllık kazanımı silip rakamı 71,4'e geriletti.3 Japonya gibi rekortmen ülkelerde ortalama 84'ün üzerinde. Türkiye ise 77-78 bandında, yani Roma'nın tam iki buçuk katı. Bunu okurken şunu da hatırlamak lazım: bugün hayatta olan her birimiz, tarihin en şanslı yüzde birkaçlık dilimindeyiz.
Ortalama ömür ve azami ömür aynı şey değil
Burada bir ayrım yapmamız gerekiyor, çünkü geleceği konuşurken bu ayrım her şeyi belirleyecek. Ortalama ömür, bir toplumda doğan bebeğin kaç yıl yaşamayı bekleyebileceği; bu rakam son yüzyılda uçtu. Azami ömür ise bir insanın biyolojik olarak ulaşabildiği en ileri yaş ve işte o, neredeyse hiç kımıldamadı.
Doğrulanmış rekor hâlâ Fransız Jeanne Calment'e ait: 1875'te doğdu, 1997'de öldü, 122 yıl 164 gün yaşadı. Van Gogh'la aynı şehirde yaşamış, çocukken onu dükkânda görmüş biri, internet çağına kadar geldi. Ama asıl düşündürücü olan şu: aradan neredeyse otuz yıl geçti ve bu rekor kırılamadı. Ortalama sürekli yükselirken tavanın yerinden oynamaması, bilim insanlarına insan ömrünün doğal bir sınırı olabileceğini düşündürüyor. 2016'da Nature'da yayımlanan bir analiz bu sınırı 115 civarına koydu; itiraz eden de çok, tartışma hâlâ sürüyor.4
120 yaşındaki köylüler meselesi
Bu noktada araya bir dedektif hikâyesi girmek zorunda. Dünyanın uzun yaşayanlarıyla ilgili haberlere denk gelmişsindir: yüz yaşını aşanlarla dolu köyler, "mavi bölgeler", 120'lik dedeler. Avustralyalı araştırmacı Saul Justin Newman bu kayıtları tek tek inceledi ve rahatsız edici bir örüntü buldu: aşırı uzun ömür iddialarının yoğunlaştığı bölgeler, çoğunlukla doğum kayıtlarının en kötü tutulduğu, okuryazarlığın düşük olduğu ve emekli maaşı dolandırıcılığının kolay olduğu yerlerdi. Bazı ülkelerde doğum belgesi düzeni kurulduğunda, "110 yaş üstü" vakaların büyük bölümü bir anda ortadan kayboldu.5 Bu çalışma 2024'te Ig Nobel ödülü aldı. Ders, bu sitenin sık sık döndüğü derse çok benziyor: olağanüstü bir iddia gördüğünde önce veriyi sorgula. Bazen sır, zeytinyağında değil nüfus kâğıdındadır.
Bilim şu an tam olarak ne yapıyor?
Yirminci yüzyılın kazanımları dış düşmanları yenerek geldi: mikroplar, kirli su, çocuk hastalıkları. Ama artık zengin ülkelerde insanlar bu yüzden ölmüyor; kalp hastalığı, kanser, bunama gibi yaşlanmanın kendisinden beslenen hastalıklardan ölüyor. Bu yüzden bilimin cephesi değişti. Yeni hedef tek tek hastalıklar değil, hepsinin ortak fabrikası: yaşlanma sürecinin kendisi.
Bu alandaki en ilginç fikirlerden biri, yaşlandıkça vücudumuzda biriken "emekli olmayı reddeden" hücrelerle ilgili. Senesent hücre deniyor bunlara: bölünmeyi bırakmış ama ölmeye de yanaşmayan, etrafına sürekli iltihap sinyali yayan hücreler. Bir tür huysuz kiracı gibi; evi kullanmıyor ama boşaltmıyor, üstelik apartmanı da rahatsız ediyor. Senolitik denen ilaçlar bu hücreleri seçip temizlemeyi amaçlıyor. İlk insan denemeleri bu hücrelerin gerçekten azaltılabildiğini gösterdi; ama bunun insanı daha sağlıklı ya da uzun yaşatıp yaşatmadığı henüz kanıtlanmadı, çalışmalar sürüyor.6
Daha da iddialı bir cephe var: hücrenin yaşını geri almak. Hücrelerimizin üzerinde, hangi genlerin açık hangilerinin kapalı olacağını belirleyen kimyasal işaretler var ve bu işaretler yaşla birlikte sistematik biçimde bozuluyor. Bilim insanları bu bozulmayı ölçen "epigenetik saatler" geliştirdi; kanından senin biyolojik yaşını, nüfus cüzdanından bağımsız olarak tahmin edebiliyorlar. Ve fareler üzerinde, bu saati kısmen geriye almanın mümkün olduğu gösterildi: yaşlı farelerin bozulan gözlerinin yeniden görmesi sağlandı.7 Bu alana şu anda milyarlarca dolar akıyor. Ama dürüst olalım: farede çalışan her şeyin insanda çalışmadığını tıp tarihi defalarca gösterdi ve bu yöntemlerin insanda güvenli olduğu henüz kanıtlanmış değil.
Gelecek: yarışan iki cevap
Peki bundan sonrası? Bilim camiasında bu sorunun iki cevabı var ve ikisi de sağlam isimlerden geliyor.
İyimser cevap şöyle diyor: rekortmen ülkelerin ortalama ömrü 1840'tan beri neredeyse cetvelle çizilmiş gibi, on yılda iki buçuk yıl artıyor. 2009'da Lancet'te yayımlanan ünlü bir incelemeye göre bu eğilim sürerse, zengin ülkelerde 2000'den sonra doğan bebeklerin yarısından fazlası 100 yaşını görecek.8 Bu görüşün en uç kanadı daha da ileri gidiyor: bilim yeterince hızlanırsa, kazanılan her yıl içinde bir yıldan fazla ek ömür üretilebilir ve o noktadan sonra ölüm sürekli önümüzden kaçan bir hedef hâline gelir. Buna kaçış hızı diyorlar. Heyecan verici; kanıtlanmış değil.
Gerçekçi cevap ise 2024'te Nature Aging'de yayımlandı ve soğuk bir duş etkisi yarattı. Araştırmacılar en uzun yaşayan on ülkenin son otuz yıllık verisini incelediler ve şunu gördüler: ortalama ömürdeki artış hızı 1990'dan beri yavaşlıyor. Büyük sıçramayı yaratan şey çocuk ölümlerini bitirmekti ve o iş büyük ölçüde bitti; şimdi kazanılacak her yıl, 70'lerin ve 80'lerin ölümlerini geriletmekten gelmek zorunda ki bu çok daha zor. Hesaplarına göre, yaşlanmanın biyolojisinde köklü bir kırılma olmazsa bu yüzyılda doğan kızların en fazla yüzde 15'i, erkeklerin yüzde 5'i 100 yaşını görecek.9 Yani radikal uzun ömür bu yüzyıl için gerçekçi değil; tek istisna, laboratuvarlardaki o deneysel cephelerden birinin gerçekten patlaması.
İki tarafın aslında bir noktada anlaştığına dikkat et: bundan sonrası, eski usul ilerlemeyle gelmeyecek. Ya yaşlanmanın kendisini yavaşlatmayı öğreneceğiz ya da grafik düzleşecek. Önümüzdeki yirmi otuz yıl, bu sorunun cevabını görmüş ilk kuşak olacağız.
Asıl mesele: yıllara hayat katmak
Bu tartışmanın gölgesinde kalan ama belki en önemli rakam şu: dünya genelinde ortalama ömür 71,4 yıl ama sağlıklı geçirilen ömür 61,9 yıl.3 Aradaki on yıl, hastalıkla, ilaçla, bakıma muhtaçlıkla geçiyor. Yaşlanma bilimcilerin çoğunun asıl derdi de bu yüzden ömrü uzatmak değil; sağlıklı kısmı uzatıp hastalıklı kısmı sona sıkıştırmak. Buna sağlık süresi diyorlar.
Ve işin senin elinde olan kısmı, sıkıcı gelecek ama, hâlâ laboratuvardaki her şeyden daha güçlü: sigara içmemek, düzenli hareket, iyi uyku, gerçek yemek ve insan ilişkileri. Bunlar çığır açıcı gelmiyor, biliyorum. Ama bugün 40 yaşında olan biri için bu beş kalemin toplamı, henüz hiçbir hapın veremediği kadar sağlıklı yıl vaat ediyor. Vücudunun bu sistemlerine nasıl iyi bakacağını daha önce hipotalamus yazısında uzun uzun konuşmuştuk; o yazı, bu yazının pratik kardeşi sayılır.
Özetlersek: Roma'da ortalama ömür gerçekten 35 civarındaydı ama bunun sebebi 35'inde ölen yetişkinler değil, birinci yaş gününü göremeyen bebeklerdi. İnsanın azami ömrü binlerce yıldır pek değişmedi; değişen, ona ulaşma şansımız oldu ve o şans tek bir yüzyılda ikiye katlandı. Şimdi bilim ilk kez tavanın kendisini zorlamaya çalışıyor ve önümüzdeki birkaç on yıl, bunun mümkün olup olmadığını göreceğimiz ilk dönem olacak.
İnsanlık önce ölümü çocukluktan kovdu. Şimdi sıra yaşlılıkla pazarlıkta. bu yazının aklında kalmasını istediğim tek cümle
Jeanne Calment'e 120. yaş gününde geleceğini nasıl gördüğü sorulmuş. Cevabı, bu yazının bütün istatistiklerinden daha akılda kalıcı: "Çok kısa." Belki mesele de tam bu; kaç yıl olursa olsun, hayat içeriden hep kısa görünüyor. O yüzden rakamlar bilimin işi olsun. Senin işin, o yılların içini doldurmak.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Parkin, T. (1992). Demography and Roman Society, Johns Hopkins University Press; Scheidel, W. (2001). "Roman Age Structure: Evidence and Models", Journal of Roman Studies 91. Doğumda beklenen ömür tahminleri 22-33 yıl; bebek ölüm oranı binde 300 civarı. ↩
- Oeppen, J. & Vaupel, J.W. (2002). "Broken Limits to Life Expectancy", Science 296: Rekortmen ülkelerde ortalama ömür 1840'tan beri on yılda yaklaşık 2,5 yıl artıyor. ↩
- Dünya Sağlık Örgütü (2024). World Health Statistics 2024: Küresel doğumda beklenen ömür 2000'de 66,8, 2019'da 73,1, 2021'de 71,4 yıl; sağlıklı ömür (HALE) 2021'de 61,9 yıl. ↩
- Dong, X., Milholland, B. & Vijg, J. (2016). "Evidence for a Limit to Human Lifespan", Nature 538. Jeanne Calment'in yaş doğrulaması: Robine, J.M. & Allard, M. (1998). ↩
- Newman, S.J. (2024). "Supercentenarian and Remarkable Age Records Exhibit Patterns Indicative of Clerical Errors and Pension Fraud", bioRxiv. Çalışma 2024 Ig Nobel Demografi Ödülü'nü aldı. ↩
- Justice, J.N. ve ark. (2019). "Senolytics in Idiopathic Pulmonary Fibrosis", EBioMedicine 40; Hickson, L.J. ve ark. (2019). "Senolytics Decrease Senescent Cells in Humans", EBioMedicine 47. ↩
- Epigenetik saat: Horvath, S. (2013), Genome Biology 14. Farede görmenin geri kazandırılması: Lu, Y. ve ark. (2020). "Reprogramming to Recover Youthful Epigenetic Information and Restore Vision", Nature 588. ↩
- Christensen, K. ve ark. (2009). "Ageing Populations: The Challenges Ahead", The Lancet 374. ↩
- Olshansky, S.J. ve ark. (2024). "Implausibility of Radical Life Extension in Humans in the Twenty-First Century", Nature Aging 4. ↩


