Seattle'da, Washington Üniversitesi'nde "Aşk Laboratuvarı" diye anılan bir daire vardı. İçinde mutfak, oturma odası, bir de kameralar. Psikolog John Gottman, yeni evli çiftleri buraya davet ediyor, kalp atışlarını ve ter bezlerini ölçen sensörler takıyor ve onlardan tek bir şey istiyordu: aranızda çözülmemiş bir konuyu açın ve 15 dakika tartışın. Para, kayınvalide, kıskançlık; ne olursa. Sonra çifti evine gönderiyor ve yıllarca bekliyordu.
Yıllar sonra kayıtlara dönüp baktığında tuhaf bir şey gördü: boşanan çiftlerin tartışmaları, evli kalanlarınkinden konu olarak değil, üslup olarak ayrılıyordu. Kavganın ne hakkında olduğu neredeyse hiç önemli değildi. Önemli olan, tartışma sırasında dört belirli davranışın sahneye çıkıp çıkmadığıydı. Gottman bu dörtlüye, İncil'deki kıyamet imgesine göndermeyle "dört atlı" adını taktı.1
- Çiftleri 15 dakika izleyip yıllar sonrasını haber veren laboratuvar: kavganın konusu değil, üslubu neden her şeyi belirliyor?
- Dört atlının her biri ve araştırmaya göre içlerinden en zehirlisi; o kalıbı yakalamanın şaşırtıcı derecede basit bir işareti var.
- Meşhur "yüzde 94 doğrulukla boşanmayı tahmin etti" iddiasının istatistikçiler tarafından nasıl sorgulandığı; hikayenin bu kısmı çok az anlatılır.
- Her atlının bilinen bir panzehiri var; dördü de öğrenilebilir beceriler.
Dört atlı kimler?
İlki eleştiri. Şikayet etmek değil; şikayeti karşındakinin kişiliğine saldırıya çevirmek. "Bulaşıkları bırakmışsın" bir şikayettir ve sağlıklıdır. "Sen zaten hep böylesin, umursamazsın" ise bir karakter davasıdır ve savunma duvarını anında yükseltir. İkincisi savunmaya geçme: her şikayeti bir karşı suçlamayla ("asıl sen...") ya da mazlum rolüyle karşılamak. Üçüncüsü duvar örme: tartışmanın ortasında içine kapanmak, göz temasını kesmek, taş kesilmek. Gottman'ın sensörleri burada ilginç bir şey yakaladı: duvar ören eş çoğu zaman umursamıyor değildi; kalp atışı dakikada 100'ün üstüne fırlamış, fizyolojik olarak taşmış hâldeydi. Susmak, boğulmakta olan birinin nefes tutması gibiydi.1
Dördüncüsü ise hepsinden ağır: küçümseme. Alay, iğneleme, göz devirme, karşındakine tepeden bakan o yarım gülümseme. Gottman'ın verilerinde boşanmanın en güçlü tekil habercisi bu çıktı; çünkü küçümseme "senden üstünüm" mesajı taşır ve saygının bittiği yerde onarım da durur. Ekibin gözlemlerinde bu kalıp o kadar belirgindi ki bazen tek bir dudak kıvrılması, kayıttaki en değerli veri hâline geliyordu.1
Aynı kayıtlardan bir de sayı çıktı. İstikrarlı ve mutlu çiftler tartışmanın ortasında bile her olumsuz etkileşime karşılık ortalama beş olumlu etkileşim üretiyordu: bir şaka, bir dokunuş, bir "haklısın" kırıntısı. Boşanmaya giden çiftlerde bu oran 0,8'e kadar düşüyordu; yani olumsuz, olumluyu geçiyordu.2
"Yüzde 94 tahmin" hikayesinin öteki yüzü
Gottman'ı dünya çapında üne kavuşturan cümle şuydu: "Kimin boşanacağını yüzde 90'ın üzerinde doğrulukla tahmin ediyor." 1992 tarihli çalışmada bu oran yüzde 93,6 olarak rapor edildi; sonraki çalışmalarda benzer rakamlar geldi ve iddia kitaplara, televizyonlara taşındı.3
Dürüst olalım: bu rakamın istatistikçiler arasında ciddi bir eleştirisi var ve hikayenin bu kısmı çok az anlatılır. İtiraz şu: bu çalışmaların bir kısmında "tahmin" denklemi, çiftlerin akıbeti zaten bilindikten sonra, o veriye en iyi uyacak şekilde kuruldu. Küçük örneklemlerde (57 çift gibi) böyle kurulan bir formül geriye dönük her şeyi "bilir"; asıl sınav, formülü hiç görmediği yeni çiftlerde denemektir. 2001'de yayımlanan bir analiz, bu tür doğrulama yapılmadan verilen doğruluk oranlarının ciddi biçimde şişkin olabileceğini gösterdi: ilk örneklemde yüzde 90 doğru görünen bir denklemin gücü, yeni örneklemde sert biçimde düşebiliyordu.4 Gottman cephesi ise çalışmalarının çoğunun önceden kurulmuş hipotezlerle yürütüldüğünü savundu.3
Peki bu, dört atlıyı çöpe mi atıyor? Hayır; ölçeğini düzeltiyor. "Bu dört davranış ilişkiyi yıpratır" bulgusu onlarca yıllık gözlemle desteklenen sağlam bir fikir. "15 dakikada kaderinizi yüzde 94 kesinlikle okurum" ise pazarlaması bilimin önüne geçmiş bir slogan. İkisini ayırt eden okur, hem işe yarayan kısmı alır hem de falcılığa prim vermemiş olur.
Panzehirler: dördü de öğrenilebilir
İşin umut veren tarafı şu: dört atlının her birinin bilinen bir panzehiri var. Eleştirinin panzehiri, şikayeti "ben" diliyle ve somut bir istekle söylemek: "Sen pasaklısın" yerine "bulaşıklar birikince bunalıyorum, bu akşam paylaşalım mı?" Savunmanın panzehiri, suçun küçücük bile olsa kendi payını üstlenmek; tek bir "haklısın, geç haber verdim" cümlesi tansiyonu görünür biçimde düşürüyor. Duvar örmenin panzehiri mola: fizyolojik taşma anında tartışmayı sürdürmek değil, "20 dakika sonra devam edelim" deyip gerçekten sakinleşip dönmek.1
Küçümsemenin panzehiri ise en yavaş işleyeni: takdir kültürü. Küçümseme bir anda değil, fark edilmeyen emeklerin ve dile getirilmeyen kırgınlıkların üstünde yıllarca mayalanıyor. Panzehiri de aynı yavaşlıkta kuruluyor: karşındakinin doğru yaptığı küçük şeyleri fark etmeyi ve söylemeyi alışkanlık hâline getirmek. Kulağa nasihat gibi geliyor, ama Aşk Laboratuvarı'nın kameralarının yıllarca kaydettiği şey tam olarak buydu: ayakta kalan çiftler kavga etmeyen çiftler değildi; kavganın içinde bile birbirine saygıyı ve mizahı taşıyabilen çiftlerdi.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Gottman, J. M. & Silver, N. (1999). "The Seven Principles for Making Marriage Work"; The Gottman Institute, "The Four Horsemen: Criticism, Contempt, Defensiveness, and Stonewalling" yayınları. ↩
- Gottman, J. M. & Levenson, R. W. gözlem çalışmaları; 5'e 1 olumlu/olumsuz etkileşim oranı ve 0,8 eşiği, Gottman Enstitüsü araştırma özetleri. ↩
- Buehlman, K., Gottman, J. M. & Katz, L. (1992). Oral history görüşmesinden boşanma tahmini (%93,6); The Gottman Institute, "Research FAQ". ↩
- Heyman, R. E. & Slep, A. M. S. (2001). "The Hazards of Predicting Divorce Without Crossvalidation", Journal of Marriage and Family 63(2). Çapraz doğrulama yapılmadan verilen tahmin oranlarının şişkinliği üzerine. ↩


