Dünyanın en büyük arkeolojik keşiflerinden biri, ne bir kazı ekibiyle ne bir uydu görüntüsüyle başladı. Kayıp tavuklarla başladı. 1963'te Derinkuyu'da adı bugün bile bilinmeyen bir adam, evinin bodrumunu elden geçirirken tavuklarının tadilat sırasında açılan bir yarıktan içeri süzülüp bir daha görünmediğini fark etti.1 Merak edip duvarı yıktı. Arkasında bir oda vardı. Odayı kazınca bir geçit, geçidin ucunda kollara ayrılan tüneller belirdi. Adam farkında olmadan, binlerce yıl önce kazılmış ve yüzyıllardır kimsenin hatırlamadığı bir yeraltı şehrinin kapısını açmıştı.

Bu yazıda neler var?

Bodrum duvarının arkasındaki dünya

Kazılar ilerledikçe işin boyutu ortaya çıktı. Bulunan şey bir mahzen ya da tünel ağı değil, gerçek anlamda bir şehirdi: yerin yaklaşık 85 metre altına inen 18 kat, ahırlar, kilerler, şaraphaneler, yağ presleri, mutfaklar, şapeller ve gerektiğinde 20 bine yakın insanı barındırabilecek yaşam alanları.2 İkinci katta beşik tonozlu geniş bir salon vardı; araştırmacılara göre burası bir din okuluydu, yan odalar da çalışma hücreleriydi. Mutfaklarda bugün hâlâ Kapadokya köylerinde kullanılan tandırların ataları duruyordu.

Belki en çarpıcı ayrıntı şu: sonraki yıllarda şehre açılan 600'den fazla giriş tespit edildi ve bunların önemli bir kısmı, yukarıdaki modern kasabanın evlerinin altındaydı.1 Yani Derinkuyu halkı nesillerdir bir yeraltı metropolünün üstünde yaşıyordu ve kimsenin haberi yoktu. Kasabalılar yüzyıllardır su çektikleri derin kuyuların, aslında aşağıdaki şehrin havalandırma ve su sisteminin parçası olduğunu da keşiften sonra öğrendi. Şehir 1969'da ziyarete açıldı; bugün turistler 18 kattan yalnızca sekizini gezebiliyor.

20 bin kişilik bir sığınak nasıl nefes alır?

Derinkuyu'yu kazmak, Kapadokya'da görece kolaydı: bölgenin kayası tüf, yani sıkışmış volkanik kül. Elle işlenebilecek kadar yumuşak, ama oyulduktan sonra ayakta kalacak kadar sağlam. Asıl deha kazmakta değil, tasarımda. Yerin 85 metre altında binlerce insanın, üstelik hayvanlarıyla birlikte haftalarca yaşayabilmesi için iki şey gerekir: hava ve su. Şehrin mimarları ikisini tek sistemde çözdü.

Kompleksin içinde 50'den fazla dikey havalandırma bacası var. Ana bacalardan biri 55 metre derinliğinde ve aynı zamanda kuyu görevi görüyor: hem yukarıdaki köye hem kuşatma altındaki aşağı şehre su sağlıyordu.2 Ana şaftın kat bağlantıları, iki farklı katın açıklıkları asla üst üste gelmeyecek biçimde yerleştirilmiş; bu düzenin hava akışını en üst düzeye çıkarmak için bilinçli bir mühendislik tercihi olduğu düşünülüyor. Sonuç, bugün bile çalışan bir doğal iklimlendirme: içerisi yaz kış 13 derece civarında.

Savunma da aynı incelikle düşünülmüş. Katların arasındaki geçitler, bir istilacının ancak eğilerek ve tek sıra hâlinde ilerleyebileceği kadar dar. Kritik noktalarda ise tonlarca ağırlıkta, yuvarlak bazalt kapılar duruyor. Bu değirmen taşına benzeyen kapılar yalnızca içeriden yuvarlanarak kapatılabiliyor ve her kat, gerektiğinde diğerlerinden ayrı olarak mühürlenebiliyordu.2 Dışarıdan bakınca şehir yok; içeriden bakınca dışarısı kapalı. Kusursuz bir saklambaç.

Derinkuyu bir şehir gibi kurulmadı; bir nefes gibi kuruldu. Tehlike gelince içine çekilen, geçince bırakılan bir nefes. şehrin binlerce yıllık kullanım ritmi

Kimden saklanıyorlardı?

Şehrin ilk kazıcılarının kim olduğu hâlâ tartışmalı. Yaygın görüş, ilk tünellerin MÖ 8. ila 7. yüzyılda Frigler tarafından açıldığı yönünde; bazı araştırmacılar daha da eskiye, Hititlere kadar gidiyor.3 Ama şehri bugünkü devasa hâline getirenler, Bizans dönemi Hristiyanları oldu. Özellikle 7. ve 8. yüzyıllarda, Arap-Bizans savaşları sırasında akınlar Kapadokya'nın üzerinden dalga dalga geçerken, bölge halkı çareyi yerin altında buldu. Şapeller, din okulu ve şaraphaneler bu dönemin izleri.

Derinkuyu yalnız da değildi. Kapadokya'da bugüne dek 200'den fazla irili ufaklı yeraltı yerleşimi tespit edildi ve Derinkuyu'nun, yaklaşık 8 kilometrelik bir tünelle komşu yeraltı şehri Kaymaklı'ya bağlandığı düşünülüyor.3 Yani bu tek bir sığınak değil, bölgeyi yerin altından ören bir ağ. Tehlike görüldüğünde hayvanlar ahırlara indiriliyor, erzak kilerlere taşınıyor, taş kapılar yuvarlanıyor ve koca bir toplum, yüzeyden buharlaşıyordu.

Son sakinler ve uzun uyku

İşin az bilinen kısmı şu: Derinkuyu antik çağda kalmış bir hikâye değil. Bölgenin Rum Ortodoks halkı, yeraltı şehrini son yüzyıllara kadar zaman zaman sığınak olarak kullanmayı sürdürdü. Bu uzun hikâye 1920'lerde bitti: Kurtuluş Savaşı'nın ardından gelen nüfus mübadelesiyle Kapadokyalı Rumlar bölgeden ayrılınca, şehrin yerini bilen son kuşak da gitti.1 Girişler unutuldu, tüneller kapandı, koca şehir kırk yıl boyunca bir söylentiye bile dönüşmeden sustu. Ta ki bir adamın tavukları duvardaki çatlağı bulana kadar.

Bugün Derinkuyu, Kapadokya'nın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri ve şehrin tamamının hâlâ haritalanmadığı düşünülüyor. Ziyaretçiler dar merdivenlerden inerken çoğu aynı şeyi hissediyor: bu koridorlar konfor için değil, hayatta kalmak için kazılmış. Ve insan ister istemez düşünüyor; kim bilir Anadolu'da daha kaç bodrum duvarının arkasında, keşfedilmeyi bekleyen bir dünya var.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. BBC Travel (2022). "Derinkuyu: Turkey's underground city of 20,000 people". Keşif hikâyesi, 600'den fazla giriş ve şehrin 1920'lerde terk edilişi.
  2. Derinkuyu Yeraltı Şehri hakkında derlenmiş arkeolojik veriler: 18 kat, ~85 m derinlik, ~20.000 kişi kapasitesi, 50'den fazla havalandırma bacası, 55 m'lik kuyu-baca ve içeriden kapanan bazalt kapılar. Bkz. Derinkuyu Underground City, Wikipedia ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tanıtım kaynakları.
  3. Cultural Heritage Online, "Derinkuyu Underground City": Frig kökeni (MÖ 8.-7. yy), Bizans dönemi genişlemesi (MS 5.-10. yy), Kaymaklı bağlantısı ve bölgedeki 200'den fazla yeraltı yerleşimi.
Kategoriler ve Etiketler
Tarih kapadokya yeraltı şehri arkeoloji nevşehir bizans
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."