Trompet çalar, ahşap kapı açılır ve yarım tonluk hayvan güneşin altına fırlar. Kum havalanır. Tribünlerdeki binlerce kişi aynı anda nefesini tutar. Boğa arenanın ortasında bir an durur, başını kaldırır, sonra hareket eden ilk şeye, pembe pelerine doğru bütün gövdesiyle atılır. Sen bu sahneyi belgeselden ya da bir tatil videosundan hatırlıyorsun. Ve muhtemelen yanında şu bilgiyle: "O boğa aslında saldırmak istemiyor. Günlerdir karanlık bir hücrede tutuldu, kum torbalarıyla dövüldü, gözlerine vazelin sürüldü, yarı sersem halde oraya itildi."

Bu anlatı yıllardır elden ele dolaşıyor; sosyal medyada her boğa güreşi tartışmasının altında bir versiyonu çıkar. Peki doğru mu? Kısmen. Ama işin belgelenmiş kısmı, anlatıdan hem daha az sansasyonel hem de daha rahatsız edici. Çünkü boğayı zayıflatmak için gizli bir bodrum gerekmediği ortaya çıkacak; zayıflatma, gösterinin resmi kurallarına yazılmış durumda.

Bu yazıda neler var?

Önce asıl soru: bu hayvan neden saldırıyor?

İspanyolca adı toro bravo, yani "yiğit boğa". Sıradan çiftlik sığırıyla aynı tür ama aynı hayvan değil. Yüzyıllardır tek bir ölçüte göre seçilerek üretiliyor: saldırganlık. Yavru vermesi istenen inekler bile küçük test arenalarında atlıya ne kadar kararlı saldırdıklarına göre değerlendiriliyor; yeterince agresif bulunmayanlar damızlıktan çıkarılıyor. Üstelik bu hayvanlar geniş arazilerde, insandan uzak büyütülüyor; yaya bir insanı hayatlarında ilk kez arenada görüyorlar. Yani kapıdan çıkan şey, doğanın öfkeli bir kazası değil; insan eliyle nesiller boyunca bilenmiş bir refleks.

İkinci parça, o meşhur kırmızı efsanesi. Boğalar kırmızıyı seçemez; sığırların renk görüşü iki kanallıdır, dünyayı ağırlıkla mavi ve sarı tonlarında görürler ve kırmızı onlara koyu, sönük bir leke gibi görünür. Deneyler, boğanın renge değil harekete saldırdığını gösteriyor: sallanan bez mavi de olsa beyaz da olsa atılıyor.1 Zaten gösterinin ilk bölümlerinde pelerin pembe-sarıdır ve boğa ona da saldırır. Kırmızı muleta son perdeye ayrılmıştır; geleneğin ve kanı gizlemenin rengidir, hayvanın umurunda değildir.

Üçüncü parça ortam. Boğa bir av hayvanıdır; kaçamadığı, köşeye sıkıştığı yerde saldırıya geçer. Arenada kaçacak yer yoktur. Binlerce kişinin uğultusu, trompetler, yabancı kokular, bilmediği bir zemin. Stres hormonları tavandayken hareket eden her şey tehdittir. Yani sorunun ilk cevabı basit: boğa saldırıyor, çünkü saldırsın diye üretildi ve saldırmaktan başka seçeneğinin kalmadığı bir yere kondu.

İddialar tek tek masaya

Gelelim internetin anlattıklarına. Karanlık iddiasının bir çekirdeği doğru: boğa, çiftlikten arenaya penceresiz nakliye kasalarında taşınır ve gösteriden önce arenanın loş bekleme bölmelerinde tutulur. Kapı açıldığında gözleri güneşe alışmamış, dengesi sarsılmış bir hayvanın çıktığı doğrudur. Ama "günlerce zifiri karanlıkta aç bırakılır" biçimindeki uç anlatının belgeli bir karşılığı yok; süreler genellikle saatlerle ölçülür.

Kum torbası, göz vazelin gibi kaba yöntemler ise tarihçilerin ve eski sektör insanlarının "geçmişte yapılırdı" diye andığı uygulamalar; yirminci yüzyılın ilk yarısına ait anlatılarda geçiyor, bugünün denetimli birinci sınıf arenalarında belgelenmiş güncel örneği zor bulunuyor. Gösteriyi savunanların buna karşı argümanı da ilginçtir: sersem ya da yarı kör bir boğa "iyi gösteri" çıkaramaz, seyirci yuhalar, hakem hayvanı geri gönderir. Yani sistemin kendisi, boğanın belli bir formda olmasını ister.

Ama iki iddianın belgesi var ve ikisi de küçümsenecek gibi değil. Birincisi ilaç. Salamanca Üniversitesi'nden araştırmacılar, arenalarda dövüşen 200 boğadan alınan örnekleri inceledi ve yaklaşık beşte birinde fenilbutazon buldu; bu, ağrıyı ve topallığı maskeleyen bir antienflamatuar ilaçtır ve hayvanlara bu amaçla verilmesi yasaktır.2 Sakat bir boğayı sahneye sürebilmek için ağrısını gizlemek; bu, komplo teorisi değil, kromatografi cihazıyla ölçülmüş bir bulgu.

İkincisi, sektörün içinde herkesin bildiği söylenen sır: afeitado, yani boynuz törpüleme. Boğanın boynuzunun ucundan birkaç santim kesilir, kalanı törpülenip boyanarak doğal gösterilir. Boynuzun ucunda sinir uçları vardır; kesilen boynuz hem acır hem de hayvanın mesafe hissini bozar. Hemingway daha 1960'ta, boynuzu kesilmiş boğanın matador için "en az on kat daha güvenli" olduğunu yazmıştı.3 Uygulama yasak; ama 1997'de İspanya hükümeti denetimleri sıkılaştırmaya kalkınca matadorlar greve gitti ve sezonun ilk gösterisi iptal oldu. Veteriner literatürü de tabloyu doğruluyor: bir incelemeye göre İspanya'da her yıl dövüştürülen yaklaşık altı bin boğanın ancak yüzde 2,5 ila 6'sının boynuzu test ediliyor; 1991'de yapılan bir analizde ise incelenen 1.975 boynuzdan 442'si manipüle edilmiş çıkmıştı.4 Denetim bu kadar seyrek olunca "yaygın değil" demek zorlaşıyor.

Asıl zayıflatma zaten sahnede

Şimdi işin en az konuşulan kısmına geliyoruz. Diyelim ki bir boğa hiçbir hileye uğramadan, formunda ve sağlıklı biçimde arenaya çıktı. Gösterinin kendisi, o hayvanı adım adım zayıflatmak üzerine kuruludur ve bu, kural kitabında yazar. Korrida üç perdedir. İlk perdede zırhlı atların üstündeki picador'lar, ellerindeki mızrağı boğanın boynundaki morrillo denen kas yığınına saplar. Amaç bellidir: o kas zedelenince boğa başını yukarıda tutamaz, boynuzları düşer ve son perdedeki kılıç darbesi için gereken açı ortaya çıkar. İspanyol boğa güreşi tüzüğü, hakemin bu mızrak vuruşlarının yapıldığından emin olmasını ister; yani bu bir suistimal değil, zorunlu prosedürdür.5

İkinci perdede sırtına çengelli banderilla çubukları saplanır; kan kaybı artar, hayvan yorulur ama öfkesi tazelenir. Üçüncü perdeye, o meşhur kırmızı muleta sahnesine gelindiğinde karşındaki artık kapıdan fırlayan hayvan değildir: kan kaybetmiş, başı düşmüş, nefesi daralmış bir canlıdır. Matadorun zarif duruşunun fiziksel ön koşulu, bu yıpratmadır. İnternetteki karanlık bodrum anlatısının en büyük yanılgısı belki de bu: gizli bir zayıflatma aramak, asıl zayıflatmanın biletli seyirci önünde, bando eşliğinde yapıldığını gözden kaçırtıyor.

Bu düzenin bir de sessiz kurbanları var: atlar. Pikadorun bindiği atların gözleri bağlanır; boğayı görüp panik yapmasınlar diye. 1930'a kadar bu atlar zırh da giymezdi ve bir gösteride ölen at sayısının boğa sayısını geçmesi sıradandı. Bugün kalın koruyucu yeleklerle çıkıyorlar, ama yarım tonluk hayvanın boynuz darbesini bütün gövdesiyle karşılayan yine onlar. Boğa hiç değilse gösterinin başrolü; atın adı programda bile geçmez.

Peki bu gösteri nereden çıktı, nereye gidiyor?

Boğayla insanın ritüel karşılaşması Akdeniz'de çok eski; ama bugünkü haliyle korrida, on sekizinci yüzyılın ürünü. O zamana dek boğa güreşi at üstünde yapılan bir soylu eğlencesiydi; 1700'lerde Ronda'lı Francisco Romero'nun adıyla anılan yaya stil gelişti, pelerin ve kılıç merkeze geçti, gösteri halk eğlencesine dönüştü. Yani "binlerce yıllık kadim gelenek" söylemi de biraz cömert; ritüelin bugünkü koreografisi aşağı yukarı üç yüzyıllık.

Tartışma ise gösterinin kendisi kadar canlı. Kanarya Adaları 1991'de, Katalonya 2010'da boğa güreşini yasakladı; Barselona'daki son korrida Eylül 2011'de yapıldı. Ama 2016'da İspanya Anayasa Mahkemesi, boğa güreşini "ortak kültürel miras" sayarak Katalonya'nın yasağını iptal etti.6 Hukuken kapı açık; pratikte o tarihten beri Katalonya'da korrida düzenlenmedi. İspanya genelinde de seyirci yaş ortalaması yükseliyor, genç kuşağın ilgisi azalıyor ve gösteri giderek kamu sübvansiyonları üzerinden tartışılıyor. Bir yanda "bu bizim Goya'mız, Lorca'mız, kimliğimiz" diyenler; öbür yanda "hiçbir estetik, bir canlının seyir için öldürülmesini aklamaz" diyenler. İkisi de aynı arenaya bakıyor, bambaşka şeyler görüyor.

Coğrafya da daralıyor. Boğanın arenada öldürüldüğü gösteriler bugün yalnızca İspanya, Fransa'nın güneyi, Portekiz ve Latin Amerika'nın bir bölümünde yasal. Kolombiya 2024'te kademeli yasak kararı aldı, Meksika'nın başkenti kansız formata geçti. Gösterinin kalbi İspanya'da bile arenalar sezonun büyük kısmında konser mekanı olarak çalışıyor. Belki de tartışmayı zaman kendiliğinden kapatacak; sandıkla değil, boş tribünle.

Arenadaki boğayı zayıflatan gizli bir el aramana gerek yok; zayıflatma, gösterinin kurallara yazılmış birinci perdesi. bu yazının tek cümlelik özeti

Başlıktaki sorunun cevabını artık iki katmanlı verebiliriz. Boğa saldırıyor; çünkü yüzyıllar boyunca saldırganlığı için seçilip üretildi ve kaçışı olmayan, gürültülü, yabancı bir yere kondu. Zayıf görünüyorsa bunun nedeni çoğu zaman karanlık bir bodrumda yapılanlar değil; bir kısmı belgelenmiş hileler, ağrı kesiciler ve törpülenmiş boynuzlar, ama esas olarak gözünün önünde, alkışlar arasında işleyen prosedür. Bir dahaki sefere o sahneyi izlediğinde artık iki şeyi birden göreceksin: yüzyılların ürettiği refleksi ve o refleksi sahnede eritmek için kurulmuş düzeni. Hangisinin daha rahatsız edici olduğuna sen karar ver.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Riol, J.A., Sánchez, J.M., Eguren, V.G. ve Gaudioso, V.R. (1989). "Colour perception in fighting cattle", Applied Animal Behaviour Science, 23: 199-206. Sığırlarda iki kanallı (dikromatik) renk görüşü ve harekete tepki.
  2. González Martín, M.I. ve ark. (2000). Salamanca Üniversitesi'nin 200 dövüş boğasında fenilbutazon taraması; Journal of Chromatography'de yayımlandı ve Reuters tarafından 28 Kasım 2000'de haberleştirildi ("One-Fifth of Spain's Fighting Bulls Drugged?").
  3. Hemingway, E. (1960). The Dangerous Summer (Tehlikeli Yaz). Afeitado uygulamasının tanımı ve "en az on kat daha güvenli" tespiti.
  4. Lomillos, J.M. ve Alonso, M.E. (2020). "Análisis de la integridad del cuerno del toro de lidia: métodos oficiales y complementarios", CES Medicina Veterinaria y Zootecnia, 15(1): 44 vd. Test oranı (%2,5-6) ve García'nın 1991 tarihli 1.975 boynuzluk analizi bu derlemede aktarılır.
  5. Real Decreto 145/1996, Reglamento de Espectáculos Taurinos (İspanya boğa güreşi tüzüğü). Korridanın üç perdesi ve pika zorunluluğu.
  6. Ley 28/2010 (Katalonya Parlamentosu yasağı) ve İspanya Anayasa Mahkemesi'nin STC 177/2016 sayılı iptal kararı (20 Ekim 2016).
Kategoriler ve Etiketler
Kültür boğa güreşi korrida hayvan hakları ispanya şehir efsaneleri
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."