Akşamüstü kalabalık bir caddede yürüyorsun. Birkaç metre önünde bir adam sendeliyor, duvara tutunuyor, sonra yavaşça yere çöküyor. Etrafında en az otuz kişi var. Adımlar yavaşlıyor, başlar dönüyor, birkaç telefon havaya kalkıyor. Ve senin kafanın içinde, o otuz kişinin hepsinin kafasında da dönen cümle beliriyor: "Nasılsa biri ambulansı aramıştır." Otuz kişi aynı anda aynı cümleyi düşünüyor. Ve o yüzden, o ilk dakikada, çoğu zaman kimse aramıyor.

Bu tuhaf donmanın bilimsel bir adı var: seyirci etkisi. Hikâyesi ise bir cinayetle, daha doğrusu bir cinayetin yanlış anlatılmasıyla başlıyor.

Bu yazıda neler var?

Efsaneyi doğuran manşet

13 Mart 1964 gecesi, New York'un Queens semtinde Kitty Genovese adında 28 yaşındaki bir kadın, işten evine dönerken sokakta bıçaklı saldırıya uğradı ve hayatını kaybetti. Cinayet ilk günlerde küçük bir haber olarak kaldı. İki hafta sonra New York Times olayı manşete taşıdı ve haber şu cümleyle açılıyordu: yarım saatten uzun süre boyunca 38 saygın, yasalara bağlı yurttaş, bir katilin kadını izleyip bıçaklamasını pencerelerinden seyretti; hiçbiri polisi aramadı.1

Haber Amerika'yı sarstı. "Büyük şehir insanı bu kadar mı duyarsızlaştı?" tartışması aylarca sürdü; kitaplar yazıldı, vaazlar verildi, 38 sayısı modern kayıtsızlığın simgesi hâline geldi. O öfke dalgasının içinde iki genç psikolog, John Darley ve Bibb Latané, herkesten farklı bir soru sordu. Ya mesele insanların kötülüğü değilse? Ya tam tersine, tanık sayısının çokluğu, her bir tanığın yardım etme ihtimalini düşürüyorsa?

Hoparlörden gelen nöbet

Bu soruyu test etmek için 1968'de bugün klasikleşmiş bir deney kurdular. Üniversite öğrencileri, ayrı kabinlerde oturup mikrofon üzerinden grup sohbetine katıldıklarını sanıyordu. Sohbetin bir yerinde katılımcılardan biri, önceden kaydedilmiş bir ses, sara nöbeti geçirmeye başlıyordu: kekeleyen, yardım isteyen, giderek boğulan bir ses. Asıl denenen şey tek bir değişkendi: denek, bu nöbeti kaç kişinin daha duyduğunu sanıyor?

Sonuçlar bugün bile insanın içini ürpertir. Nöbeti yalnızca kendisinin duyduğunu sanan deneklerin yüzde 85'i kabinden fırlayıp yardım aradı. Bir kişinin daha duyduğunu sananlarda oran yüzde 62'ye indi. Dört kişinin daha duyduğuna inananlarda ise yüzde 31'e düştü.2 Aynı ses, aynı çaresizlik, aynı denekler. Değişen tek şey, kafalarındaki hayali tanık sayısıydı. Darley ve Latané buna sorumluluk yayılması adını verdi: sorumluluk, ortamdaki kişi sayısına bölünen bir pasta gibi davranıyor. Beş kişi varsa herkesin payına yüzde yirmilik bir vicdan düşüyor ve yüzde yirmi, çoğu zaman insanı sandalyesinden kaldırmaya yetmiyor.

Aynı yıl yaptıkları ikinci deney, işin başka bir katmanını gösterdi. Denekler bir odada anket doldururken havalandırmadan odaya duman verilmeye başlandı. Odada yalnız oturanların dörtte üçü dumanı kısa sürede bildirdi. Ama denek, istifini bozmayan iki figüranla birlikte oturuyorsa iş değişti: duman odayı doldururken bile çoğu yerinden kalkmadı.3 Buradaki mekanizmanın adı da çoğulcu bilgisizlik: durum belirsizken herkes ne yapacağını çevresine bakarak anlamaya çalışır. Herkes sakin görünürse, herkes "demek ki önemli bir şey yok" sonucuna varır. Kalabalık, kendi sükûnetiyle kendini zehirler.

38 tanık gerçekten var mıydı?

Şimdi hikâyenin ikinci perdesi. Deneyleri tetikleyen o meşhur haber, on yıllar boyunca ders kitaplarında olduğu gibi anlatıldı. Sonra araştırmacılar dava dosyalarını, tanık ifadelerini ve mahkeme kayıtlarını yeniden açtı. 2007'de American Psychologist dergisinde yayımlanan bir inceleme, tablonun bambaşka olduğunu ortaya koydu: 38 kişinin olayı baştan sona izlediğine dair hiçbir kanıt yoktu. Saldırı üç kez değil iki kez yaşanmıştı ve ikincisi, sokaktan görülmeyen bir bina girişinde olmuştu. Tanıkların çoğu yalnızca bir çığlık ya da tartışma sesi duymuş, birçoğu bunu sarhoş kavgası sanmıştı.4

Dahası, yardım edenler vardı. İlk saldırıda bir komşu camdan "Bırak o kızı!" diye bağırmış ve saldırganı kaçırmıştı. En az iki kişinin polisi aradığı anlaşılıyor. Ve Sophia Farrar adında bir komşu kadın, tehlikeyi bile bile aşağı koşmuş, ağır yaralı Genovese'yi ambulans gelene kadar kollarında tutmuştu. New York Times 2016'da kendi haberini masaya yatırdı ve kayda geçirdi: haber kusurluydu, tanık sayısını ve gördüklerini büyük ölçüde abartmıştı.5 Yani psikolojinin en ünlü olgusu, yanlış anlatılmış bir vakanın üstüne kurulmuştu. Peki bu, seyirci etkisinin de efsane olduğu anlamına mı geliyor?

Gerçek hayat ne söylüyor?

Hayır; ama tabloyu ciddi biçimde düzeltiyor. 2011'de Peter Fischer ve ekibi, elli yılda birikmiş yüzden fazla deneyi tek çatı altında toplayan bir meta-analiz yayımladı. İki net sonuç çıktı. Birincisi: seyirci etkisi gerçek; kalabalık, bireyin harekete geçme ihtimalini ortalamada düşürüyor. İkincisi ve daha az bilineni: durum açıkça tehlikeliyse etki zayıflıyor, hatta bazen tersine dönüyor. Belirsizlik ortadan kalkıp "bu gerçek bir acil durum" sinyali netleştiğinde insanlar harekete geçiyor; üstelik yanlarındaki diğer insanlar bu kez caydırıcı olmaktan çıkıp destek kuvvete dönüşüyor. Araya girecek kişi, gerekirse arkasının geleceğini biliyor.6

Laboratuvar dışına çıkınca tablo daha da umut verici. 2020'de yayımlanan bir çalışma, İngiltere, Hollanda ve Güney Afrika'daki güvenlik kameralarından toplanan 219 gerçek sokak kavgasını kare kare inceledi. Bulgu, altmış yıllık karamsar anlatıyı ters yüz etti: olayların yüzde 91'inde en az bir kişi araya girdi; ortalama müdahale eden sayısı neredeyse dörttü. Şehrin güvenli sayılıp sayılmamasından bağımsız olarak, ortamdaki insan sayısı arttıkça mağdurun yardım görme ihtimali de arttı.7 Sokaktaki gerçek insanlar, deney kabinlerindeki deneklerden daha cesur çıktı.

"Sen, yeşil tişörtlü!"

Bütün bu bilgiyi tek bir pratik beceriye sıkıştırmak mümkün ve bu beceri ilk yardım kurslarında dünyanın her yerinde öğretiliyor. Eğer yerde yatan sen olursan ya da bir gün olay yerindeki ilk kişi sen olursan, kalabalığa seslenme. "Biri ambulans çağırsın!" cümlesi, sorumluluğu oradaki herkese bölüştürür ve az önce gördüğün gibi bölünen sorumluluk buharlaşır. Bunun yerine bir kişi seç, gözünün içine bak, mümkünse tarif et ve görevi tek başına ona ver: "Sen, yeşil tişörtlü! 112'yi ara ve aradığını bana söyle." Sonra bir kişi daha: "Siz, kırmızı çantalı hanımefendi, şu köşeden yardım getirin."

Bu basit cümle, deneylerdeki iki mekanizmayı da tek hamlede etkisiz kılar. Sorumluluk artık bölünmüş bir pasta olmaktan çıkar; ismiyle, kıyafetiyle çağrılan kişinin önüne bütün hâliyle konur. Çoğulcu bilgisizlik de dağılır; çünkü birinin net bir komut vermesi, oradaki herkese "evet, bu gerçek bir acil durum" sinyalini verir. Kameralı çalışmaların gösterdiği o yüzde 91'lik müdahale oranının içinde de genellikle böyle bir kıvılcım vardır: biri ilk hamleyi yapar, arkası gelir.

Acil durumda kalabalığa seslenen, aslında hiç kimseye seslenmemiş olur. bu yazının tek cümlelik özeti

Kitty Genovese'nin hikâyesinde en az anlatılan kişi, belki de en önemlisidir: karanlık bir gece yarısı, kim bilir ne riskler alarak aşağı inen ve ölmekte olan komşusunu yalnız bırakmayan Sophia Farrar. Efsane 38 kayıtsız insanı anlattı; gerçekte bir kadın koştu. İnsan doğasına dair iki hikâye bunlar ve bilimin vardığı yer, ikisinin de içimizde olduğu. Kalabalığın içinde donan da biziz, "Bırak o kızı!" diye bağıran da. Aradaki fark çoğu zaman karakter meselesi bile değil; kimin, o kritik saniyede, sorumluluğun kendisine ait olduğunu fark ettiği meselesi. Bu yazıyı okuduğuna göre artık bir avantajın var: bir dahaki sefere o kritik saniye geldiğinde, "nasılsa biri" cümlesinin bir tuzak olduğunu bileceksin. O biri, sensin.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Gansberg, M. (27 Mart 1964). "37 Who Saw Murder Didn't Call the Police", The New York Times, s. 1. Efsaneyi doğuran orijinal haber (manşetteki sayı 37, metinde 38 olarak geçer).
  2. Darley, J. M. & Latané, B. (1968). "Bystander Intervention in Emergencies: Diffusion of Responsibility", Journal of Personality and Social Psychology, 8(4), 377-383. Nöbet deneyi; %85/%62/%31 oranları.
  3. Latané, B. & Darley, J. M. (1968). "Group Inhibition of Bystander Intervention in Emergencies", Journal of Personality and Social Psychology, 10(3), 215-221. Dumanlı oda deneyi ve çoğulcu bilgisizlik.
  4. Manning, R., Levine, M. & Collins, A. (2007). "The Kitty Genovese Murder and the Social Psychology of Helping: The Parable of the 38 Witnesses", American Psychologist, 62(6), 555-562. 38 tanık anlatısının kanıtlarla çürütülmesi.
  5. The New York Times (2016). Genovese haberine ilişkin düzeltme değerlendirmesi: gazete, 1964 tarihli haberin "tanık sayısını ve tanıkların algıladıklarını büyük ölçüde abarttığını" kabul etti; ayrıca iki saldırı, yapılan telefon ihbarları ve Sophia Farrar'ın müdahalesi dava kayıtlarıyla sabittir.
  6. Fischer, P. ve ark. (2011). "The Bystander-Effect: A Meta-Analytic Review on Bystander Intervention in Dangerous and Non-Dangerous Emergencies", Psychological Bulletin, 137(4), 517-537. 105 çalışma, 7.700'den fazla katılımcı; tehlikeli durumlarda etkinin zayıflaması.
  7. Philpot, R., Liebst, L. S., Levine, M., Bernasco, W. & Lindegaard, M. R. (2020). "Would I Be Helped? Cross-National CCTV Footage Shows That Intervention Is the Norm in Public Conflicts", American Psychologist, 75(1), 66-75. 219 kamera kaydında %90,9 müdahale oranı.
Kategoriler ve Etiketler
Psikoloji seyirci etkisi sorumluluk yayılması kitty genovese sosyal psikoloji acil durum yardım davranışı
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."