Kaliforniya çölü, 1949. Edwards Hava Üssü'nde iki bin fitlik bir ray üzerinde "Gee Whiz" adında roket takılı bir kızak duruyor. Görevi, üzerine bağlanan canlıyı saatte yüzlerce kilometre hıza çıkarıp bir saniyeden kısa sürede durdurmak. O dönemin havacılık bilgisine göre insan vücudu en fazla 18 g'lik yavaşlamaya dayanabiliyor; uçak koltukları da, kemerler de bu varsayıma göre tasarlanıyor. Projenin başındaki doktor, Yarbay John Paul Stapp, bu sayının uydurma olduğuna inanıyor. Kanıtlamak için deneklere kıyamıyor ve kızağa kendisi biniyor. Yıllar içinde kaburgalarını kırdıracak, bileklerini çatlatacak, göz damarlarını patlatacak; ama 18 g efsanesini de paramparça edecek.1

İşte bu deneylerin birine, Ohio'daki Wright laboratuvarından bir mühendis geliyor: Yüzbaşı Edward A. Murphy. Yanında, kızaktaki yavaşlamayı hassas ölçecek 16 adet gerinim ölçer sensör var. Sensörler koşum takımına bağlanıyor, kızak fırlatılıyor, şempanze taşıyan deneme başarıyla duruyor ve ölçüm cihazlarına bakılıyor: hepsi sıfır. On altı sensörün on altısı da ters bağlanmış. Her biri iki şekilde takılabiliyor ve teknisyen istisnasız hepsini yanlış yönde takmış. Murphy köpürüyor ve Dayton'daki asistanını kastederek şu cümleyi söylüyor: "Bir şeyi yanlış yapmanın bir yolu varsa, o bulur."2

Ekipteki proje yöneticisi George Nichols bu söze "Murphy kanunu" adını takıyor. Birkaç hafta sonra Stapp bir basın toplantısında, bunca vahşi deneye rağmen kimsenin ciddi sakatlanmamasını nasıl başardıklarını soran gazeteciye cevap veriyor: "Murphy kanununa inanıyoruz. Ters gidebilecek her şeyin ters gideceğini varsayıp ona göre önlem alıyoruz." Cümle gazetelere düşüyor, havacılık şirketlerinin reklamlarına giriyor ve birkaç yıl içinde dünya folkloruna karışıyor.2

Şu inceliği kaçırma: kanunun doğduğu yerde kötümserlik yok, tam tersi var. Stapp'in ekibi "her şey ters gider" cümlesini kadercilik olarak değil mühendislik disiplini olarak kullanıyordu. Bir parça iki türlü takılabiliyorsa, bir gün biri onu ters takacaktır; öyleyse tek türlü takılabilecek şekilde tasarla. Murphy'nin kendisi ömrünün sonuna kadar bu yorumu savundu ve kanunuyla anılan "her işim ters gidiyor" ağlaklığından hiç hazzetmedi. Stapp ise 1954'te kızakta 46,2 g'ye dayanarak "dünyanın en hızlı insanı" unvanını aldı; bugün arabalarındaki emniyet kemerlerinin tasarımında onun çektiği acıların payı var.1

Bu yazıda neler var?

Peki ya ekmek?

Murphy kanununun halk arasındaki bir numaralı kanıtı bellidir: elinden kayan ekmek, yere hep yağlı, kaşarlı, reçelli tarafına kapaklanır. Bilim dünyası buna yıllarca aynı cevabı verdi: "Saçma. Ekmek yazı tura gibidir, yüzde elli yüzde elli. Sadece yağlı düşenleri hatırlıyorsun." Hatta bir İngiliz televizyon programı bunu göstermek için ekmekleri havaya fırlatıp saydı ve gerçekten yarı yarıya sonuç buldu.3

1995'te Aston Üniversitesi'nden Robert Matthews bu kibirli rahatlığa çomak soktu. Fark ettiği şey şuydu: kahvaltı masasında kimse ekmeğini havaya fırlatmaz. Ekmek masadan veya tabaktan kayarak düşer ve bu bambaşka bir fizik problemidir. Ekmek masanın kenarından sarkmaya başladığında yerçekimi ona bir dönme hareketi verir; ama standart masa yüksekliği olan 75 santimetreden yere varana kadar bu dönüş yarım turu ancak tamamlar. Yağlı yüz yukarıdan başlar, yarım tur döner, yere yağlı yüzle varır. Tam tur atıp tekrar yukarı gelmesi için masanın üç metre yüksekliğinde olması gerekirdi. Matthews hesabı daha da ileri götürüp muzip bir sonuca vardı: masa yüksekliği insan boyuna, insan boyunun üst sınırı ise evrenin temel sabitlerine bağlı. Yani ekmeğin yağlı tarafına düşmesi, bir anlamda evrenin ayarlarına yazılmış.3 Bu makale 1996'da, "önce güldüren sonra düşündüren" araştırmalara verilen Ig Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.4

Teori güzel de, deneyi kim yapacak? 2001'de Matthews bunun da yolunu buldu: İngiltere genelinde bini aşkın okul çocuğu, matematik eğitimi projesi kapsamında ekmekleri tabaklardan kaydırıp sonucu kaydetti. Tabak yüksekliğinden yapılan yaklaşık on bin denemede ekmek yüzde 62 oranında yağlı tarafına düştü; yazı turadan beklenecek yüzde 50'den istatistiksel olarak tartışmasız uzak bir sonuç. Üstelik yağın kendisinin suçlu olmadığı da görüldü: yağsız ama bir yüzü işaretli ekmekler de yüzde 58 ile aynı tarafa kapaklandı. Ve son deney her şeyi bağladı: ekmek iki buçuk metreden yüksekten bırakıldığında yağlı yüz avantajı kayboldu, çünkü artık tam tur atacak vakti vardı.5

Beynin kayıt masası taraflı çalışıyor

Yine de dürüst olalım: Murphy kanununun gündelik gücünün büyük kısmı fizikten değil, hafızadan geliyor. Market kasasında "hep benim sıra yavaş" hissinin fizikle ilgisi yok; yavaş sırada geçirdiğin on dakika canını sıktığı için hafızana kazınıyor, hızlı geçtiğin günler ise iz bırakmadan siliniyor. Psikologlar buna seçici hatırlama diyor; olumsuz ve duygusal yüklü olayların bellekte orantısız yer kaplaması, doğrulama eğilimiyle birleşince "her şey hep bana oluyor" duygusunu üretiyor. Trafikte şerit değiştirdiğinde eski şeridinin hızlanması, tam arabayı yıkatmışken yağmurun bastırması, telefonu evde unuttuğun gün herkesin seni araması. Bunların bir kısmında gerçek bir mekanizma var, çoğunda ise sadece iyi arşivlenmiş kötü anılar.

Matthews'un çalışmasının kıymeti tam burada: "hepsi algı yanılsaması" ezberiyle "evren bana düşman" paranoyası arasındaki çizgiyi ölçümle çekti. Ekmek meselesinde haklıymışsın, evren orada gerçekten sana karşı. Kasa kuyruğunda ise büyük ölçüde kendi hafızanla kavga ediyorsun.

Murphy'nin kalabalık ailesi

Murphy kanunu yalnız değil; yirminci yüzyıl, insanlık hâllerini tek cümleye sıkıştıran bu tür "kanunlarla" dolu. En parlaklarından biri 1955'te The Economist dergisinde yayımlandı. Tarihçi C. Northcote Parkinson, Britanya bürokrasisini hicvettiği yazısında şunu ilan etti: iş, ona ayrılan zamanı dolduracak şekilde genişler. Üç dakikalık bir e-postaya bütün öğleden sonrayı ayırırsan, o e-posta bütün öğleden sonrayı yer. Parkinson bunu mizah olarak yazmıştı; sonra yönetim bilimi ciddiye aldı, çünkü doğruydu.6

1969'da Laurence Peter, hiyerarşilerin karanlık sırrını formüle etti: herkes yetersiz kalacağı kademeye kadar terfi eder. İyi öğretmen müdür yapılır, iyi mühendis yönetici; yeni işinde başarısız olduğu an terfiler durur ve orada kalır. Sonuç: zamanla her koltuk, o koltuğun altından kalkamayan biriyle dolar.7 Ve 1979'da bilişselbilimci Douglas Hofstadter, kendi adıyla anılan, kendine gönderme yapan o zarif kanunu yazdı: her iş, tahmin ettiğinden uzun sürer; Hofstadter kanununu hesaba katsan bile.8 Ev tadilatı yaptıran herkes bu cümlenin bilimsel değerini bilir.

Murphy kanunu evrenin sana düşman olduğunu söylemez; hatanın yolunu açık bırakırsan o yoldan mutlaka geçileceğini söyler. bu yazının tek cümlelik özeti

Kanunla yaşamak

Bugün Murphy kanunu bir kahve falı esprisi gibi anılıyor ama doğduğu yerdeki anlamı hâlâ en değerlisi. Uçağa bindiğinde, ameliyat masasına yattığında, asansöre adım attığında güvendiğin şey aslında iyimserlik değil; bir yerlerde birilerinin "bu nasıl ters gidebilir?" sorusunu senin yerine sormuş olması. Fişlerin tek yönde takılabilmesi, dosyayı kaydetmeden kapatırken çıkan "emin misin?" penceresi, ilacın çocuk kilidi. Hepsi Murphy'nin çocukları.

Ekmeğe gelince, fizik çaresini de söylüyor: madem sorun yarım tur, ya masayı üç metre yap ya ekmeği küçült. İkisi de pratik değilse, ekmeğin kaydığını hissettiğin an yapabileceğin tek şey kalıyor. İzle ve kabullen. Evrenin temel sabitlerine karşı kahvaltıda kazanamazsın; ama artık en azından neden kaybettiğini biliyorsun.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Ryan, C. (2015). Sonic Wind: The Story of John Paul Stapp and How a Renegade Doctor Became the Fastest Man on Earth, Liveright. Stapp'in MX981 deneyleri ve Aralık 1954'teki 46,2 g'lik rekor sürüşü.
  2. Spark, N. T. (2006). A History of Murphy's Law; ayrıca proje yöneticisi George E. Nichols'ın olayın tanığı olarak yazdığı mektup. Sözün ilk hâli, adlandırılması ve Stapp'in basın toplantısı bu kaynaklarda belgelidir.
  3. Matthews, R. A. J. (1995). "Tumbling toast, Murphy's Law and the fundamental constants", European Journal of Physics, 16(4), 172-176. Makale, BBC televizyonu için yapılan 300 fırlatmalık "yazı tura" testinin rastgele sonuç verdiğini de aktarır.
  4. Improbable Research, 1996 Ig Nobel Ödülleri listesi: Fizik dalında Robert Matthews.
  5. Matthews, R. A. J. (2001). Okullarla yürütülen ulusal "Tumbling Toast" deneyi; The Telegraph'ta yayımlanan sonuç raporu: tabak yüksekliğinden ~10.000 denemede %62 yağlı yüz, 2,5 metre üzerinden düşüşlerde %47.
  6. Parkinson, C. N. (1955). "Parkinson's Law", The Economist, 19 Kasım 1955.
  7. Peter, L. J. ve Hull, R. (1969). The Peter Principle: Why Things Always Go Wrong, William Morrow.
  8. Hofstadter, D. (1979). Gödel, Escher, Bach: An Eternal Golden Braid, Basic Books.
Kategoriler ve Etiketler
Düşünce murphy kanunu olasılık seçici hatırlama mühendislik ig nobel
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."