İnsanlık, güvercinin bu numarasını binlerce yıldır kullanıyor ama nasıl yaptığını hâlâ tam bilmiyor. Cengiz Han ordularının haberlerini güvercinle taşıdı; Reuters haber ajansı 1850'de borsa fiyatlarını Brüksel'den Aachen'e güvercinle uçurarak kuruldu. Birinci Dünya Savaşı'nda Cher Ami adlı güvercin, göğsünden vurulmuş hâlde yüzlerce askerin yerini bildiren mesajı ulaştırdı. Bunların hepsi tek bir garip yeteneğe yaslanıyor: güvercini hiç bilmediği bir yere götürüp bırakırsan, havada birkaç tur atar, sonra dosdoğru evine yönelir.
Peki neye bakarak? Güneşe, evet; tanıdık tepelere, yollara, hatta kokulara, evet. Ama asıl büyüleyici cevap bunların hiçbiri değil. Kapalı havada, gece, hiç bilmediği topraklarda bile çalışan bir şey var: gezegenin kendisi.
Kafesteki huzursuz kuş
Hikâyenin kilit deneyi güvercinle değil, nar bülbülüyle yapıldı. Göç mevsimi gelince kafesteki göçmen kuşlar huzursuzlanır ve kafesin hep aynı tarafına, gidecekleri yöne doğru çırpınır. 1960'larda Frankfurt'ta Wolfgang ve Roswitha Wiltschko çifti bu huzursuzluğu bir ölçüm aletine çevirdi: kuşu huni biçiminde bir kafese koydular; kuş hangi yöne sıçrarsa oraya ayak izi bırakıyordu. Sonra kafesin etrafına elektrik bobinleri yerleştirip yapay bir manyetik alan oluşturdular ve alanın yönünü çevirdiler. Kuşlar da döndü. Gökyüzünü, güneşi, yıldızları görmeden, sadece manyetik alana bakarak yönlerini buluyorlardı. 1972'de Science'ta yayımlanan bu çalışma, kuşların pusulası olduğunu kesin biçimde gösterdi.1
Ama bu cevap, daha büyük bir soruyu açtı. Pusulanın iğnesi mıknatıstır; kuşun içinde iğne yok. Dünyanın manyetik alanı ise inanılmaz zayıftır: buzdolabı magnetinin yüzde birinin de altında. Bu kadar cılız bir kuvveti canlı dokuda hissedebilecek alıcı nasıl bir şey olabilir?
Gözün içindeki kuantum makinesi
1978'de genç bir fizikçi, Klaus Schulten, kimsenin ciddiye almadığı bir fikir ortaya attı: belki alıcı bir mıknatıs değil, bir kimyasal tepkimedir. Bazı tepkimelerde ışık, bir molekülden elektron kopartır ve ortada "radikal çifti" denen, birbirine kuantum düzeyinde bağlı iki yalnız elektron kalır. Bu çiftin dansı, yani spinlerinin paralel mi zıt mı olacağı, dışarıdaki manyetik alanın yönüne göre değişir. Tepkimenin ürünü de buna göre değişir. Yani çok zayıf bir manyetik alan, iğneyi itemez ama bir kimyasal tepkimenin sonucunu değiştirebilir.2 Schulten'in fikri yıllarca rafta kaldı; kendisi sonradan, dönemin dergilerinden birinin çalışmayı "daha cüretkâr bir dergiye gönderin" diye reddettiğini anlatacaktı.
Raftan inişi 1998'e denk geldi: kriptokrom adlı bir protein kuş gözünün retinasında bulundu. Kriptokrom, ışık alınca tam da Schulten'in tarif ettiği türden radikal çiftleri üreten bir moleküldü ve gözün içindeydi, yani ışığa erişimi vardı. Schulten ve öğrencisi Thorsten Ritz 2000 yılında teoriyi güncelledi: retinaya dizilmiş kriptokrom molekülleri, manyetik alanın yönüne göre farklı miktarda sinyal üretir; beyin bu deseni görüntünün üstüne bindirir.2 Bunun anlamı şu: kuş pusulayı hissetmiyor olabilir, görüyor olabilir. Gökyüzüne baktığında, manzaranın üzerinde bizim göremediğimiz bir gölge, bir leke deseni beliriyordur belki; kuzeye dönünce koyulaşan, güneye dönünce açılan bir filtre.
2021'de teori laboratuvarda önemli bir sınav verdi: Oxford ve Oldenburg ekipleri, nar bülbülünün gözünden alınan kriptokrom-4 proteinini tüpte üretip ışıkla uyardılar ve molekülün manyetik alana gerçekten duyarlı olduğunu ölçtüler. Üstelik göçmen kuşun proteini, tavuk ve güvercinden alınan versiyonlardan daha duyarlıydı.3 Kesin kanıt hâlâ yok; molekülün canlı gözde sinir sinyaline nasıl dönüştüğü çözülmedi. Ama bugün masadaki en güçlü açıklama bu: milyarlarca yıllık evrim, bizim laboratuvarlarda mutlak sıfıra yakın sıcaklıklarda zor koruduğumuz kuantum tutarlılığını, otuz dokuz derece sıcaklıktaki bir kuş gözünde çalıştırıyor olabilir.
Pusula yetmez, harita da lazım
Yön bilmek işin yarısı. İstanbul'dan alınıp Ankara'ya bırakılan güvercinin önce nerede olduğunu bilmesi gerekir ki hangi yöne uçacağına karar versin. Araştırmalar kuşların bunun için de manyetik alandan yararlandığını düşündürüyor ama bu kez başka bir sistemle: gaganın üst kısmındaki dokularda manyetit denen mikroskobik mıknatıs kristalleri bulundu ve buradan beyne giden sinirin, alanın şiddetindeki değişimlere tepki verdiği gösterildi.4 Manyetik alanın şiddeti kutuplara doğru düzenli biçimde arttığı için, şiddet ve eğim birlikte kabaca bir koordinat sistemi oluşturur. Yani kuşun gözünde pusula, gagasında altimetre benzeri bir harita aleti taşıdığı düşünülüyor. Buna güneşin konumu, yıldızlar, alçak frekanslı sesler, kokular ve ezberlenmiş yer şekilleri de eklenince ortaya çıkan navigasyon paketi, cebindeki telefonun konum servislerinden daha az katmanlı değil.
Şehrin gürültüsü pusulayı bozuyor
Hikâyenin bize dokunan kısmı da var. 2014'te Oldenburg Üniversitesi'nden Henrik Mouritsen'in ekibi, kampüsteki nar bülbüllerinin manyetik pusulasının çalışmadığını fark etti. Kuşlar ancak kafesleri topraklanmış alüminyum levhalarla ekranlanınca yönlerini bulabiliyordu. Suçlu, şehrin elektromanyetik uğultusuydu: cihazlardan ve vericilerden yayılan, kilohertz-megahertz bandındaki zayıf radyo dalgaları, radikal çiftlerin hassas kuantum dansını bozuyordu. Yedi yıl boyunca tekrarlanan deneyler aynı sonucu verdi ve çalışma Nature'da yayımlandı.5 Bu dalgalar insan sağlığı için zararsız kabul edilen düzeylerin çok altında; ama bir kuşun gözündeki kuantum pusula için sis gibi. Şehirlerde güvercinlerin bazen şaşkın daireler çizmesinin sebeplerinden biri bu olabilir.
Bizim mutlak sıfıra yakın sıcaklıkta zor koruduğumuz kuantum tutarlılığını, evrim bir kuş gözünde çalıştırıyor olabilir. radikal çifti hipotezinin en çarpıcı imâsı
Balkonuna konan güvercine bir daha bak. O küçük kafanın içinde, senin telefonundaki GPS'ten daha eski ve bazı açılardan daha zarif bir sistem çalışıyor: gözünde ışıkla kurulan bir kuantum pusulası, gagasında mıknatıs kristallerinden bir harita duyusu, beyninde güneşi ve yıldızları okuyan bir saat. Biz yön bulmak için gökyüzüne yirmi dört uydu fırlattık. Güvercin sadece gökyüzüne baktı. İkisi de mühendislik; birinin geliştirme süreci biraz daha uzun sürdü.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Wiltschko, W. & Wiltschko, R. (1972). "Magnetic Compass of European Robins", Science 176: 62-64. ↩
- Schulten, K., Swenberg, C.E. & Weller, A. (1978). "A Biomagnetic Sensory Mechanism Based on Magnetic Field Modulated Coherent Electron Spin Motion", Zeitschrift für Physikalische Chemie 111: 1-5; Ritz, T., Adem, S. & Schulten, K. (2000). "A Model for Photoreceptor-Based Magnetoreception in Birds", Biophysical Journal 78: 707-718. ↩
- Xu, J. ve ark. (2021). "Magnetic Sensitivity of Cryptochrome 4 from a Migratory Songbird", Nature 594: 535-540. ↩
- Wiltschko, R. & Wiltschko, W. (2019). "Magnetoreception in Birds", Journal of the Royal Society Interface 16: 20190295. ↩
- Engels, S. ve ark. (2014). "Anthropogenic Electromagnetic Noise Disrupts Magnetic Compass Orientation in a Migratory Bird", Nature 509: 353-356. ↩


