Türkiye haritasına bir çizgi çiz: doğuda Karlıova'dan başla, Erzincan'dan, Tokat'ın kuzeyinden, Bolu'dan geçir, Marmara Denizi'nin altından Saros Körfezi'ne çıkar. Bu çizgi Kuzey Anadolu fayı: yaklaşık bin beş yüz kilometre uzunluğunda, dünyanın en aktif ve en iyi incelenmiş yanal atımlı faylarından biri. Çizginin kuzeyinde Avrasya levhası duruyor; güneyinde Anadolu levhası, her yıl santimetrenin biraz üstünde bir hızla batıya doğru kayıyor. Sorun şu: fay boyunca kayalar birbirine kilitli. Levha ilerliyor, kilit direniyor, gerilim yıldan yıla birikiyor. Sonra bir gün kilit kırılıyor ve yılların birikimi saniyeler içinde boşalıyor. Biz buna deprem diyoruz.

Bu yazı bir kehanet yazısı değil. Kimse, hiçbir bilim insanı, hiçbir cihaz depremin tarihini bilemiyor; tarih veren herkes bilimin dışında konuşuyor. Ama bilimin elinde tarihten daha değerli bir şey var: desen. Ve Kuzey Anadolu fayının deseni, yirminci yüzyılın en çarpıcı bilimsel hikâyelerinden biri.

1939'da devrilen ilk taş

26 Aralık 1939 gecesi Erzincan'da 7,9 büyüklüğünde bir deprem oldu; otuz binden fazla insan öldü. Türkiye tarihinin kayıtlı en büyük depremiydi ama hikâyenin asıl ürkütücü kısmı sonrasında ortaya çıktı. Üç yıl sonra hemen batıdaki segment kırıldı: 1942 Niksar. Ertesi yıl onun batısı: 1943 Tosya, 7,6. Bir yıl sonra yine batısı: 1944 Bolu-Gerede, 7,4. Fay, doğudan batıya doğru, domino taşları gibi sırayla deviriliyordu. Dizi sonraki on yıllarda da sürdü: 1957 ve 1967'de Adapazarı çevresi kırıldı. Ve 17 Ağustos 1999'da sıra İzmit'e geldi: 7,4 büyüklüğündeki Gölcük depremi ve üç ay sonra Düzce, on sekiz binden fazla can aldı.1

Anadolu haritası üzerinde doğudan batıya uzanan fay hattı boyunca dizilmiş dev domino taşları; doğudakiler sırayla devrilmiş, denizin yanındakiler hâlâ ayakta
1939 Erzincan'dan 1999 İzmit'e: altmış yılda batıya doğru devrilen taşlar

Bu göç tesadüf değil. 1997'de yerbilimciler Ross Stein, Aykut Barka ve James Dieterich mekanizmayı hesapladı: bir segment kırıldığında kendi üzerindeki gerilimi boşaltır ama o gerilimin bir kısmını komşu segmentlerin üzerine yükler.1 Her deprem, yanındaki taşı devrilmeye biraz daha yaklaştırır. Nitekim aynı ekip bu hesapla İzmit çevresini yüksek riskli ilan etmişti; iki yıl sonra 1999 depremi tam orada oldu. Bilim tarih veremedi ama yeri bilmişti.

Sıradaki taş: Marmara'nın altındaki boşluk

Şimdi haritaya tekrar bak. 1999'da İzmit kırıldı. Fayın daha batısında, 1912'de Şarköy-Mürefte depremiyle kırılan Ganos segmenti var. İkisinin arasında, Marmara Denizi'nin altında, yaklaşık yüz elli kilometrelik bir bölüm duruyor ve bu bölüm yirminci yüzyılın deprem dizisine hiç katılmadı.2 Sismologlar buna "sismik boşluk" diyor: uzun süredir kırılmamış, dolayısıyla gerilim biriktirmiş fay parçası. Bu parçanın doğu yarısının en son 1766'da, İstanbul'a yakın kolunun ise 1894'te büyük deprem ürettiği düşünülüyor. Yılda 2,3-2,4 santimetre kayan bir levha sınırında iki yüz altmış yıl birikim, beş metreyi aşan bir kayma açığı demek.2 Fay o hareketi eninde sonunda yapacak; soru, taksitle mi yoksa tek seferde mi.

Deniz tabanının altında birbirine kilitlenmiş iki dev kaya bloğunu gösteren jeolojik kesit; bükülen katmanlar biriken gerilimi gösteriyor
Marmara'nın altındaki kilitli segment: levha ilerliyor, kilit direniyor, gerilim birikiyor

Peki "olasılık" dediğimiz sayılar nereden geliyor? 2000 yılında Parsons ve arkadaşları, İstanbul'un son bin beş yüz yılda on iki kez ağır deprem hasarı gördüğü tarihsel kaydından yola çıkıp üç katmanlı bir hesap yaptı. Sadece ortalamaya bakarsan otuz yılda kuvvetli sarsıntı olasılığı yüzde 15-25 çıkıyor. Fayların döngüsünde geç kalındığını hesaba katarsan yüzde 49'a tırmanıyor. 1999 İzmit depreminin Marmara segmentine yüklediği ek gerilimi de eklersen yüzde 62'ye ulaşıyor.3 Aynı araştırmacının 2004'teki güncellemesi, 2034'e kadar 7 ve üzeri büyüklükte bir Marmara depremi için yüzde 35-70 aralığını veriyor.4

Bu sayıları doğru okumak önemli. Yüzde 62, "deprem yarın olacak" demek değil; yazı tura biraz hileli demek. Ve madalyonun öbür yüzü de var: yüzde 38 ihtimalle o otuz yılda büyük sarsıntı olmayabilir. Bilim burada hava durumu gibi konuşuyor: yağmur garantisi yok ama bulutlar birikmiş, şemsiyeyi almamak akıl kârı değil.

Depremler öldürmez

Sismolojinin acı ama güçlendirici bir özdeyişi var: insanları depremler değil, binalar öldürür. 1999'da ve 2023 Kahramanmaraş depremlerinde hayatını kaybedenlerin neredeyse tamamı çöken yapıların altında kaldı. Aynı büyüklükteki sarsıntı, doğru yapılmış bir binada korkutucu bir sallantı, yanlış yapılmışta bir enkaz demek. Bu yüzden "büyük İstanbul depremi" meselesi aslında bir jeoloji sorusu olduğu kadar bir mühendislik ve dürüstlük sorusu: zemin etüdü, denetim, yönetmelik, güçlendirme.

Senin elindeki kısım da tam burada başlıyor. Panik işe yaramaz ama şu liste yarar:

Binanı öğren. Oturduğun bina hangi yıl, hangi yönetmelikle yapıldı? 2000 öncesi binalar için riskli yapı tespiti başvurusu yapılabiliyor; e-Devlet üzerinden süreç başlatılabiliyor. Sabitle. Devrilebilecek dolapları, kitaplıkları, televizyonu duvara sabitle; yatağını pencereden ve ağır eşyalardan uzaklaştır. Depremde yaralanmaların önemli kısmı düşen eşyadan olur. Çantanı hazırla. Su, düdük, el feneri, powerbank, ilk yardım seti, ilaçlar, belgelerin fotokopisi, biraz nakit. Kapıya yakın, herkesin bildiği bir yerde dursun. Planını konuş. Sarsıntı anında çök-kapan-tutun; sonrasında ailecek nerede buluşacağınızı, şehir dışından hangi akrabanın "haber merkezi" olacağını şimdiden belirleyin. Deprem anında şebeke çöker; kısa mesaj çoğu zaman aramadan iyi çalışır. DASK'ını yaptır. Zorunlu deprem sigortası enkazı geri getirmez ama hayatı yeniden kurmayı mümkün kılar.5

Oturma odasında deprem çantası hazırlayan bir aile; baba kitaplığı duvara sabitliyor, anne ve çocuk çantaya su ve el feneri yerleştiriyor
Panik değil, hazırlık: bir akşamda bitecek işler, en kötü günde hayat kurtarır

Tarih soranlara ne demeli?

Ne zaman biri televizyonda "şu tarihte deprem olacak" dese, şunu hatırla: gezegen üzerinde depremin gününü öngörebilen tek bir kurum, tek bir yöntem, tek bir insan yok. Denendi; hayvan davranışlarından radon gazına, elektromanyetik sinyallerden ay evrelerine kadar her şey test edildi ve hiçbiri güvenilir çıkmadı. Bilimin dürüst cevabı iki parçalı: yerini biliyoruz, zamanını bilmiyoruz. Marmara'nın altındaki o yüz elli kilometre, yarın da kırılabilir, kırk yıl sonra da. Bu belirsizlik korkutucu görünebilir ama aslında işimizi kolaylaştırıyor: tarih bilinmediğine göre, hazırlığın tek doğru zamanı bugün.

İnsanları depremler değil, binalar öldürür. sismolojinin en eski ve en doğru özdeyişi

1939'dan beri devrilen taşların hikâyesi karamsar bir hikâye değil; ne olacağını kabaca bilen, dolayısıyla hazırlanma şansı olan ilk kuşaklardan biriyiz. Erzincan'daki dedelerimizin böyle bir haritası yoktu. Bizim var. Haritası olan birinin yapacağı en mantıklı şey de belli: rotayı bilip yola ona göre çıkmak. Bu akşam on dakikanı ayır; çantanı hazırla, kitaplığı sabitle, buluşma noktanızı konuş. Gerisi kayaların bileceği iş.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Stein, R.S., Barka, A.A. & Dieterich, J.H. (1997). "Progressive Failure on the North Anatolian Fault since 1939 by Earthquake Stress Triggering", Geophysical Journal International 128: 594-604.
  2. Bohnhoff, M. ve ark. (2013). "An Earthquake Gap South of Istanbul", Nature Communications 4: 1999.
  3. Parsons, T., Toda, S., Stein, R.S., Barka, A. & Dieterich, J.H. (2000). "Heightened Odds of Large Earthquakes Near Istanbul: An Interaction-Based Probability Calculation", Science 288: 661-665.
  4. Parsons, T. (2004). "Recalculated Probability of M≥7 Earthquakes Beneath the Sea of Marmara, Turkey", Journal of Geophysical Research 109: B05304.
  5. Hazırlık önerileri için: AFAD, Deprem Öncesi-Anı-Sonrası rehberleri (afad.gov.tr) ve İBB Deprem Risk Yönetimi çalışmaları.
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."