Şanlıurfa'da, Göbeklitepe'nin koruma çatısının hemen kuzeyinde bir zeytin bahçesi vardı. Ağaçlar bu yıl başka bir yere taşındı ve altındaki toprak ilk kez arkeologların önüne açıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı, höyüğün kuzey kesiminde yaklaşık 80'e 70 metrelik alanda ilk kez kazı başlatıldığını duyurdu.1 Kazı başkanı Prof. Dr. Necmi Karul'un tarifiyle bu, yaklaşık 1500 metrekarelik yeni bir çalışma alanı demek.2
- Göbeklitepe otuz yıldır kazılıyor ama höyüğün bir tarafına bugüne kadar hiç dokunulmamıştı.
- Yeni alanda çıkan yapılar, buranın yalnızca tören yeri olmadığına dair tartışmayı doğrudan besliyor.
- Duvarların yüzeye bu kadar yakın olmasının hem büyük bir avantajı hem de kötü bir bedeli var.
- Bakanlığın açıklamasındaki bir cümle, henüz kazılmamış olanı tarif ediyor; o kısmı dürüstçe ayırmak gerekiyor.
Ne çıktı?
Kazı ekibi alanın bir kenarından başlayıp kuzeye doğru ilerledi. Yüzeyin hemen altında dörtgen planlı yapılar göründü. Bunlar Göbeklitepe'nin ikinci evresine, yani milattan önce 8 binli yıllara tarihleniyor.1 Karul'un anlattığına göre bazı yapıların tabanlarına da çok hızlı ulaşıldı.2
Buradaki "dörtgen plan" ayrıntısı kulağa kuru gelebilir ama Neolitik'te bir dönemin imzası. Göbeklitepe'nin bilinen o meşhur yapıları, T biçimli dikilitaşların çevrelediği yuvarlak ya da oval mekânlardı. Daha sonraki evrede plan köşeleniyor: duvarlar düzleşiyor, mekânlar yan yana ekleniyor, yerleşim bir mahalle gibi düzenleniyor. Yani kuzeydeki bu alan, Göbeklitepe'nin "sonraki hâlini" gösteren bir kesit.
Nasıl bulundu?
Kazma rastgele vurulmadı. Bakanlığın açıklamasında, alandaki yüzey taramaları ve jeomanyetik ölçümlerin bu bölgede de büyük boyutlu kamusal yapılarla dörtgen planlı yapıların ve kulübelerin bulunduğuna işaret ettiği belirtiliyor.1 Jeomanyetik ölçüm, toprağın manyetik özelliklerindeki farkları haritalayarak gömülü duvarların, ocakların, yanmış tabanların izini yüzeye çıkarmadan tahmin etme yöntemi. Kazıdan önce nereye bakılacağını söylüyor; ne bulunacağını söylemiyor.
Bir de erozyonun payı var. Karul, buranın erozyona açık bir yer olduğunu, duvarların üst kotlarının uzun süre önce aşındığını söylüyor.2 Bu, iki yüzü olan bir haber. İyi yüzü: yapı planına ve yerleşme düzenine çok hızlı ulaşılıyor. Kötü yüzü: aşınan kısım geri gelmiyor. Duvarın üst sıraları, çatı sistemine ve mekânın yüksekliğine dair bilgiyle birlikte gitmiş oluyor.
Neden önemli?
Göbeklitepe uzun süre "dünyanın en eski tapınağı" diye anlatıldı. Son yılların kazıları bu tanımı yumuşattı: burada insanlar sadece toplanıp ayrılmıyordu, aynı zamanda yaşıyordu. Karul da yeni alandaki bulguları bu çerçeveye bağlıyor, Taş Tepeler kapsamındaki diğer kazılarda benzer yerleşme düzeninin görüldüğünü söylüyor.2 Kuzeydeki evler bu tartışmada somut bir kanıt sırasına giriyor.
Tarihi biraz hissedelim. Milattan önce 8 binli yıllar, tarımın henüz yeni yeni yerleştiği bir dönem. Çanak çömlek daha yok, metal yok, yazı binlerce yıl uzakta. Mısır'ın piramitleri bu yapılardan sonra, aradan beş bin yıldan fazla süre geçtikten sonra dikilecek. Şanlıurfa platosundaki insanlar o sırada taş duvar örüyor, köşeli odalar planlıyor, aynı yerde nesiller boyunca oturuyordu.
Göbeklitepe'nin en şaşırtıcı tarafı belki dikilitaşları değil; o taşların çevresinde sıradan bir hayatın kurulmuş olması. bu yazının tek cümlelik özeti
Neyi henüz bilmiyoruz?
Burada dikkatli olmak gerekiyor, çünkü haberlerde iki farklı bilgi türü yan yana duruyor. Açığa çıkarılan dörtgen yapılar kazılmış, görülmüş buluntular. "Büyük boyutlarda kamusal yapılar" ise şimdilik jeofizik ölçümlerin işaret ettiği bir beklenti; kazılıp doğrulanmadan bir buluntu gibi anlatılmamalı. Bu sezonun planı, alanın tamamında yüzey seviyesini kaldırıp hemen altındaki kalıntıları açığa çıkarmak.2 Yani asıl cevaplar sezon ilerledikçe gelecek.
Tarihleme tarafında da temkinli olmak lazım. "İkinci evre" ve "milattan önce 8 binli yıllar" ifadeleri, yapının biçimine ve yerleşimin bilinen evre şemasına dayanan bir yerleştirme. Kesin tarihler, tabanlardan ve ocaklardan alınacak organik örneklerin radyokarbon sonuçlarıyla, yani kalıntıdaki karbonun saatini okuyan yöntemle netleşecek. Ayrıca kuzey alanın yakın zamana kadar zeytin bahçesi olması, kök tahribatı sorusunu getiriyor; ekibin ilk gözlemi ağaçların büyük ölçüde zarar vermediği yönünde.2
Bir de şu var: Göbeklitepe 1995'ten beri kazılıyor ve höyüğün küçük bir bölümü açıldı. Kuzey kesiminin bu yıl ilk kez elden geçirilmesi, aslında bize alanın ne kadar büyük olduğunu hatırlatıyor. Bir sonraki cümle hep aynı: bekleyeceğiz. Ama bu kez beklerken nereye bakacağımızı biliyoruz.
Dipnotlar ve Kaynaklar
- Kültür ve Turizm Bakanlığı / Bakan Mehmet Nuri Ersoy'un 2026 sezonu açıklaması: Geleceğe Miras Projesi kapsamında höyüğün kuzey kesiminde yaklaşık 80'e 70 metrelik alanda ilk kez kazıya başlanması; yüzey taramaları ve jeomanyetik ölçümlerin kamusal yapılar, dörtgen planlı yapılar ve kulübelere işaret etmesi; GT1 ve GT2 alanlarında kazıların, A, C ve D yapılarında koruma ve sağlamlaştırmanın eş zamanlı sürmesi. TRT Haber ve NTV aktarımı, 13 Ağustos 2026. ↩
- Taş Tepeler Projesi Koordinatörü ve Göbeklitepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Necmi Karul'un Anadolu Ajansı'na açıklamaları: yaklaşık 1500 metrekarelik yeni alan, zeytin ağaçlarının taşınması, yüzeyin hemen altında ikinci evreye ait dörtgen planlı yapıların ve bazı yapı tabanlarının açığa çıkması, erozyon nedeniyle duvar üst kotlarının aşınmış olması, sezon planı ve Taş Tepeler'deki benzer yerleşme düzeni. ↩
- Göbeklitepe kazılarının tarihi: 1995'te Şanlıurfa Müzesi ve Alman Arkeoloji Enstitüsü ortaklığında Prof. Dr. Harald Hauptmann başkanlığında, Dr. Klaus Schmidt denetiminde başladı; bugün Taş Tepeler Projesi kapsamında sürüyor. ↩
- Neolitik evrelerde yuvarlak plandan dörtgen plana geçiş ve Göbeklitepe'nin yerleşim niteliği tartışması için: Taş Tepeler Projesi yayınları ve Göbeklitepe kazı raporları. ↩
- Fotoğraf: Spica-Vega Photo Arts (Banu Nazıkcan), "Gobeklitepe Panorama", CC BY-SA 4.0, Wikimedia Commons. ↩
Bu yazı kazı sezonu sürerken yazıldı; yeni alandan gelecek bulgular ve tarihleme sonuçları tabloyu değiştirebilir.


