1950 yazında, New Mexico'daki Los Alamos laboratuvarında dört fizikçi öğle yemeğine yürüyor. İçlerinden biri Enrico Fermi; Nobel ödüllü, dünyanın ilk nükleer reaktörünü kurmuş adam. Yolda gülüşerek bir karikatürü konuşuyorlar: The New Yorker dergisi, New York sokaklarından kaybolan çöp kutularını uçan daireyle çöp kutusu taşıyan küçük yeşil adamlara bağlamış. Muhabbet oradan yıldızlararası yolculuğun mümkün olup olmadığına kayıyor, sonra masaya oturuluyor ve konu çoktan değişmişken Fermi birden soruyor: "Peki herkes nerede?"1

Masadakilerin anlattığına göre kimse "ne herkesi" diye sormamış; herkes anında neyi kastettiğini anlamış ve gülmüş. Soru buydu: madem evren bu kadar büyük ve bu kadar yaşlı, uzaylılar şimdiye çoktan burada olmalıydı. Neden değiller? O gün yemek masasında sorulmuş bu yarım cümle, sonraki yetmiş beş yılın belki de en verimli bilimsel sorusuna dönüştü. Bugün adına Fermi paradoksu diyoruz.

1950'lerde bir yemekhane masasında dört fizikçi; en yaşlısı çatalını yukarı kaldırmış bir şey anlatıyor
Los Alamos, 1950 yazı: tarihin en verimli öğle yemeği sohbetlerinden biri

Sorunun boyutunu bir görelim

Önce sayılara bakalım, çünkü paradoksun bütün ağırlığı sayılarda. Samanyolu galaksisinde en az yüz milyar, bazı hesaplara göre dört yüz milyar yıldız var. Gözlemleyebildiğimiz evrende ise bunun gibi trilyonlarca galaksi. 1990'lardan beri güneş sistemimizin dışında binlerce gezegen keşfettik ve artık şunu biliyoruz: gezegen istisna değil, kural. Neredeyse her yıldızın gezegeni var ve kabaca her beş güneş benzeri yıldızdan birinin, suyun sıvı kalabileceği mesafede, Dünya boyutlarında bir gezegeni olduğu tahmin ediliyor. Sadece bizim galaksideki potansiyel yaşanabilir gezegen sayısı yüz milyonlarla ifade ediliyor.

Şimdi zamana bakalım. Evren 13,8 milyar yaşında; Dünya ise 4,5 milyar. Yani bizden milyarlarca yıl önce doğmuş yıldızlar, gezegenler var. Bir medeniyet bizden sadece bir milyon yıl önde olsa, ki kozmik ölçekte bu bir göz kırpması bile değil, teknolojisini hayal etmemiz imkânsız olurdu. 1975'te gökbilimci Michael Hart bu düşünceyi keskinleştirdi: ışık hızının çok altında giden gemilerle bile, bir medeniyet birkaç milyon yılda bütün galaksiye yayılabilir.2 Galaksinin yaşı bunun binlerce katı. Yani birileri varsa, çoktan her yerde olmalıydılar.

Ve işte gözlemin özeti: hiçbir şey yok. 1960'tan beri radyo teleskoplarla gökyüzünü dinliyoruz. Ne bir sinyal, ne bir sonda, ne bir mühendislik izi. Gökyüzü, istatistiğin bağıra bağıra "dolu olmalı" dediği yerde, tuhaf bir sessizlikle duruyor. Buna "büyük sessizlik" deniyor ve bu sessizliğin kendisi bir veri.

İhtimal bir: filtre arkamızda, biz istisnayız

1996'da ekonomist Robin Hanson tartışmaya bugün en çok konuşulan kavramını kazandırdı: Büyük Filtre.3 Mantık şöyle: cansız maddeden galaksiye yayılan bir medeniyete giden yol, bir dizi kapıdan geçiyor. Yaşamın başlaması, hücrenin karmaşıklaşması, çok hücreliliğe geçiş, zekâ, teknoloji, gezegeni terk edebilme. Gökyüzü boş olduğuna göre bu kapılardan en az biri neredeyse hiç kimsenin geçemediği kadar dar olmalı. Soru şu: o dar kapı neresi?

İyimser senaryoda dar kapı arkamızda. Mesela yaşamın kimyasal olarak başlaması ya da basit hücreden karmaşık hücreye geçiş o kadar nadir bir tesadüf ki, galaksi ölü gezegenlerle dolu ve biz piyangoyu kazanmış tek biletiz. Bu senaryoda sessizliğin açıklaması basit: kimse yok, çünkü kimse olamadı. 2018'de Oxford'lu üç araştırmacı bu görüşe matematiksel destek de verdi: eldeki belirsizlikler dürüstçe hesaba katılınca, gözlemlenebilir evrende yalnız olmamızın hiç de düşük bir ihtimal olmadığını gösterdiler.4 Paradoks belki de çözülmesi gereken bir bilmece değil, kötü istatistiğin ürettiği bir yanılsamaydı.

Karanlık bir kozmik manzarada art arda dizilmiş dev taş kapılardan geçen bir yol; ortadaki kapı neredeyse kapalı, ufukta ışıltılı bir şehir
Büyük Filtre: kapılardan biri neredeyse hiç kimsenin geçemediği kadar dar. Ama hangisi?

İhtimal iki: filtre önümüzde

Kötümser senaryo ise insanın içini üşütüyor: ya dar kapı henüz geçmediğimiz bir kapıysa? Ya yaşam kolayca başlıyor, zekâ sık sık evriliyor ama teknolojik medeniyetler belli bir eşiğe gelince kendilerini yok ediyorsa? Nükleer silahlar, iklim felaketi, kontrolden çıkan teknolojiler... Bu senaryoda gökyüzünün sessizliği bir mezarlık sessizliği: bizden öncekiler vardı ve hiçbiri kapıdan geçemedi.

Filozof Nick Bostrom bu mantıktan yürüyerek tuhaf bir sonuca varıyor: Mars'ta fosilleşmiş bir mikrop bulmak, insanlık için harika değil korkunç bir haber olur.5 Çünkü yaşamın iki gezegende birden başlamış olması, "yaşamın başlaması" kapısının geniş olduğunu gösterir. Kapılardan biri dar olmak zorunda olduğuna göre, dar kapı ihtimali öne, bizim geleceğimize kayar. Bu yüzden Bostrom, Mars'tan gelecek fotoğraflarda hep aynı şeyi görmek istediğini söyler: kaya. Sadece cansız, bereketsiz, güzel kaya.

İhtimal üç: oradalar ama görmüyoruz

Bir de sessizliği yokluğa değil, bizim körlüğümüze bağlayan cevaplar var. Belki yanlış kanalı dinliyoruz: radyo dalgaları bizim yüz yıllık teknolojimiz; gelişmiş bir medeniyet belki lazerle, belki hiç aklımıza gelmeyen bir fizikle konuşuyordur. Belki medeniyetler var ama örtüşmüyoruz: galaksinin ömrü milyarlarca yıl, bir medeniyetin "sinyal yayan" dönemi belki sadece birkaç bin yıl. İki ateş böceğinin aynı gecede, aynı ormanda, aynı saniyede yanıp sönmesi gerekiyor ve orman çok büyük. Belki de bilerek uzak duruyorlar: "hayvanat bahçesi hipotezi" denilen bu görüşe göre gelişmiş medeniyetler bizi doğal parkta izlenen bir tür gibi karantinada tutuyor, olgunlaşmamızı bekliyor.

Ve bir de hepsinden karanlık olanı var. Çinli yazar Liu Cixin'in romanıyla ünlenen "karanlık orman" fikrine göre evren sessiz, çünkü konuşmak intihar.6 Hiçbir medeniyet bir diğerinin niyetinden emin olamaz; yıldızlararası mesafelerde yanlış anlamayı düzeltecek diplomasi de işlemez. O zaman en akılcı strateji ikili: sen sus ve konuşanı yok et. Evren, her avcının sessizce süzüldüğü, ateş yakanın vurulduğu karanlık bir orman. Eğer bu doğruysa, yetmiş yıldır uzaya neşeyle sinyal gönderen tek tür olmamız pek de akıllıca olmayabilir.

Gece vakti kapkaranlık bir ormanın ortasında yanan küçük bir kamp ateşi; uzakta ağaçların arasında belli belirsiz bir avcı silüeti
Karanlık orman: herkes sessizce saklanıyorsa, ateş yakan ilk sen olmak ister miydin?

Fermi aslında bunu sormamıştı

İşin tarihçesinde tatlı bir düzeltme de var. O öğle yemeğindekilerin sonradan yazdığı mektuplara göre Fermi, uzaylıların varlığından şüphe etmiyordu; yıldızlararası yolculuğun fizibilitesini sorguluyordu.1 Yani "uzaylı yok" demiyordu, "gelmek zor iş" diyordu. Bugünkü keskin haliyle paradoksu asıl kuran, 1975'te Hart oldu. Ama isim bir kere yapışmıştı ve açıkçası yakışıyor da: dünyanın en pratik zekâlı fizikçilerinden birinin, yemek masasında, lafın ortasında sorduğu üç kelimelik soru. Büyük soruların illa büyük törenlerle sorulması gerekmiyor.

Sessizliğin bize söylediği

Peki bu kadar ihtimalin içinden hangisi doğru? Dürüst cevap: bilmiyoruz. Fermi paradoksu, elimizde tek bir veri noktası olan bir istatistik problemi; o veri noktası da biziz. Ama şunu söyleyebiliriz: her cevap, insanlığa dair bambaşka bir şey ima ediyor. Yalnızsak, omuzlarımızdaki yük akıl almaz: bilinç denen şey, koca evrende bir tek burada, bu mavi taşın üstünde yanıyor demektir. Işığı söndürmemek bize kalmış. Yalnız değilsek, en büyük keşfin arifesindeyiz ve belki de en büyük sınavın.

İki ihtimal var: ya evrende yalnızız ya da değiliz. İkisi de aynı derecede ürkütücü. Arthur C. Clarke

Bir dahaki sefere açık bir gecede başını kaldırdığında şunu dene: gördüğün her yıldızın birer güneş, çoğunun etrafında dönen birer dünya olduğunu düşün. Sonra o uçsuz bucaksız kalabalığın sessizliğini dinle. O sessizlik ya evrenin en büyük mezarlığı ya en büyük bekleme odası ya da en büyük saklambaç oyunu. Hangisi olduğunu henüz kimse bilmiyor. Ve tam da bu yüzden, yemek masasında sorulmuş o üç kelimelik soru hâlâ diri: herkes nerede?

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Jones, E.M. (1985). "Where Is Everybody? An Account of Fermi's Question", Los Alamos National Laboratory raporu LA-10311-MS; Gray, R.H. (2015). "The Fermi Paradox Is Neither Fermi's Nor a Paradox", Astrobiology 15(3): 195-199.
  2. Hart, M.H. (1975). "An Explanation for the Absence of Extraterrestrials on Earth", Quarterly Journal of the Royal Astronomical Society 16: 128-135.
  3. Hanson, R. (1996). "The Great Filter: Are We Almost Past It?", George Mason University, çalışma makalesi.
  4. Sandberg, A., Drexler, E. & Ord, T. (2018). "Dissolving the Fermi Paradox", Future of Humanity Institute, Oxford Üniversitesi, arXiv:1806.02404.
  5. Bostrom, N. (2008). "Where Are They? Why I Hope the Search for Extraterrestrial Life Finds Nothing", MIT Technology Review, Mayıs-Haziran sayısı.
  6. Liu, C. (2008). Karanlık Orman (Üç Cisim Problemi üçlemesinin ikinci kitabı). Ayrıca Drake denklemi için: Drake, F. (1961), Green Bank konferansı.
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."