Bir sanayi sitesi düşün. İşler açılmış, siparişler yağıyor, her atölye eleman arıyor. Kapıya "usta aranıyor" yazısı asan asana. Ama ortalıkta boşta usta kalmamış. Ne olur? Köşedeki torna atölyesinin sahibi, karşı atölyenin ustasını daha yüksek maaşla ayartır. Karşı atölye elemanını kaybetmemek için zam yapar. Maaşlar yükselince atölyelerin maliyeti artar, maliyet artınca yaptıkları işin fiyatı artar. Ustalar da ceplerine giren fazla parayla çarşıda daha çok harcar; kasap, terzi ve kahveci de fiyatını günceller. Herkesin iş bulduğu o güzel dönemin faturası, birkaç ay sonra etiketlerde belirir.

Şimdi filmi tersine sar. Siparişler kesilmiş, atölyeler eleman çıkarıyor. Kapıda iş bekleyen o kadar insan varken kimse zam isteyemez; isteyene "senin yerine çalışacak on kişi var" denir. Maaşlar yerinde sayar, esnaf müşteri kaçırmamak için fiyat artıramaz. İşsizlik acı vericidir ama fiyatlar durulur. İşte ekonominin en eski tahterevallilerinden biri bu: bir ucunda işsizlik, öbür ucunda enflasyon. Biri inince öteki kalkıyor gibi görünür. Peki bu görüntü ne kadar gerçek?

Bu yazıda neler var?

Timsah avcısının eğrisi

Bu ilişkiyi dünyanın gündemine sokan adamın hayat hikâyesi, eğrisinden bile ilginç. Bill Phillips 1914'te Yeni Zelanda'da bir süt çiftliğinde doğdu, okulu 15'inde bıraktı, Avustralya'da bir süre timsah avcılığı yaptı, elektrik mühendisliği okudu, İkinci Dünya Savaşı'nda Japonlara esir düştü ve esir kampında kamp aydınlatmasından çektiği elektrikle gizli bir su ısıtıcısı, bir terliğin içine sakladığı minyatür bir radyo yaptı. Savaştan sonra Londra'da iktisada geçti ve mühendis kafasıyla ekonomiye baktı: 1949'da, içinde su dolaşan borularla İngiliz ekonomisini taklit eden MONIAC adlı hidrolik bir bilgisayar bile kurdu. Para akışını, kelimenin tam anlamıyla akan suyla gösteriyordu.1

1958'de ise adını taşıyacak işi yaptı. İngiltere'nin 1861'den 1957'ye uzanan neredeyse yüz yıllık verisini döktü ve ücretlerdeki artış hızıyla işsizlik oranını yan yana koydu. Ortaya inatçı bir desen çıktı: işsizlik düşükken ücretler hızla artıyor, işsizlik yüksekken artış duruyor, hatta ücretler geriliyordu.2 Mantığı yukarıdaki sanayi sitesinin mantığıydı: çalışacak insan kıtsa işverenler ücretleri yukarı çeker; iş kıtsa kimsenin pazarlık gücü kalmaz. Ücretler de fiyatların en büyük kalemi olduğu için, ücret enflasyonu çok geçmeden fiyat enflasyonuna dönüşür.

İki yıl sonra Amerika'nın en ünlü iki iktisatçısı, Paul Samuelson ve Robert Solow, aynı ilişkiyi ABD verisinde arayıp buldu, eğriye "Phillips eğrisi" adını taktı ve tehlikeli bir yorum ekledi: bu eğri bir menü gibi okunabilirdi. Hükümet biraz daha enflasyona razı olursa işsizliği düşürebilir, fiyat istikrarı isterse biraz işsizliği sineye çekebilirdi.3 Politikacılar için rüya gibi bir fikirdi bu: elinde bir kadran var, çevir, istediğin karışımı seç.

Kadran neden bozuldu?

İtiraz 1968'de geldi ve iktisat tarihinin en isabetli tahminlerinden biri oldu. Milton Friedman, ondan bağımsız olarak da Edmund Phelps, menünün bir yanılsama olduğunu savundu. Gerekçeleri insan doğasına dayanıyordu: insanlar enflasyona alışır. Devlet parayı bollaştırıp talebi şişirdiğinde işsizlik ilk başta gerçekten düşer, çünkü zamlar herkesi hazırlıksız yakalar; işçi aldığı yüzde onluk zammı gerçek bir kazanç sanır. Ama ertesi yıl aynı işçi pazarlık masasına enflasyon beklentisiyle oturur, yüzde onun üstüne zam ister. Ücretler ve fiyatlar birbirini kovalamaya başlar ve işsizlik, ekonominin yapısal gerçeklerinin belirlediği kendi doğal seviyesine geri döner. Elde kalan tek şey yüksek enflasyondur. Yani tahterevalli kısa vadede çalışır ama üstünde sonsuza dek oturamazsın.4

1970'ler bu uyarıyı acı biçimde doğruladı. Petrol krizlerinin de tetiklediği süreçte ABD'de enflasyon 1960'lardaki yüzde 2,5 ortalamasından yüzde 7'lere fırlarken işsizlik düşmedi; tam tersine yüzde 4'lerden yüzde 6'nın üstüne çıktı.5 Tahterevallinin iki ucu aynı anda havadaydı. Bu duruma "stagflasyon" dendi: durgunluk ile enflasyonun en kötü karışımı. Basit Phillips eğrisi, üzerine koca bir politika binası kurulduktan sonra, herkesin gözü önünde çökmüştü.

Merkez bankası bu dengeyle nasıl oynar?

Peki eğri öldü mü? Tam değil. Ders şuydu: uzun vadede menü yok ama kısa vadede ilişki hâlâ orada ve merkez bankalarının elindeki en önemli kol da bu. Bugün bir merkez bankası enflasyonu düşürmek istediğinde faizi yükseltir. Faiz yükselince kredi pahalanır; insanlar konut kredisini erteler, şirketler yatırımı askıya alır, harcamalar kısılır. Talep soğuyunca işletmeler fiyat artıramaz olur, eleman alımını yavaşlatır, bazıları işçi çıkarır. Yani enflasyonla mücadelenin bilinen reçetesi, ekonomiyi bir süreliğine üşütmekten geçer ve bunun bedelini bir süre işsizler öder.

Bu bedelin tarihteki en ünlü örneği, ABD Merkez Bankası başkanı Paul Volcker'ın 1979'dan sonra açtığı savaştır. Yüzde on üçü aşan enflasyonu kırmak için faizleri rekor seviyelere çıkardı; ülke sert bir durgunluğa girdi ve işsizlik 1982'de yüzde 10,8 ile savaş sonrası dönemin zirvesini gördü. Ama enflasyon birkaç yıl içinde yüzde beşin altına indi ve on yıllarca orada kaldı.5 İktisatçılar buna "fedakârlık oranı" der: bir puan enflasyon düşürmek için kaç puan işsizliğe, ne kadar üretim kaybına katlanıyorsun.

Friedman ve Phelps'in mirası, modern merkez bankacılığının bir başka temel taşını da döşedi: beklenti yönetimi. Enflasyon büyük ölçüde bir beklenti oyunu olduğu için, insanlar merkez bankasının sözüne güvenirse iş kolaylaşır. Herkes "seneye enflasyon düşecek" diye inanırsa, zam pazarlıkları ve fiyat etiketleri de ona göre ayarlanır ve enflasyon daha az işsizlik acısıyla iner. Kimse inanmazsa aynı sonuç için çok daha yüksek faiz, çok daha derin durgunluk gerekir. Dünyada enflasyon hedeflemesi denilen rejimin, bağımsız merkez bankalarının ve o meşhur "sıkı duruş" açıklamalarının arkasındaki mantık bu: güven, en ucuz dezenflasyon aracıdır.

Senin cebindeki tahterevalli

Bütün bu kuram, senin hayatına haber bültenlerindeki tek cümleyle girer: "Merkez bankası faiz kararını açıkladı." O cümlenin arkasında hep aynı tartı vardır ve iki kefesinde de senin hayatından parçalar durur. Faiz yükselirse kredin pahalanır, taksitlerin büyür, çalıştığın sektörde işler yavaşlayabilir, işini kaybetme ihtimalin bir miktar artar; karşılığında market fişindeki yangının sönmesi umulur. Faiz düşerse kredi bollaşır, işler açılır, iş bulmak kolaylaşır; ama talep şahlanırsa etiketler yeniden koşmaya başlar.

Türkiye bu tahterevalliyi ders kitabındaki haliyle değil, sallana sallana yaşamış bir ülke. Yüksek enflasyonla geçen yıllar, bir şeyi hepimize öğretti: beklenti bozulunca zam, zammı kovalar. Kiracıyla ev sahibi, işçiyle işveren, esnafla müşteri pazarlığa otururken herkes geleceğin enflasyonunu tahmin etmeye çalışır ve bu tahminlerin kendisi enflasyon üretir. Friedman'ın 1968'de anlattığı mekanizmanın ta kendisi, bizim mahalle pazarlıklarında sahnededir.

Bir sonraki faiz tartışmasında şu üç cümleyi hatırlaman yeter. Bir: işsizlik ile enflasyon arasında kısa vadede gerçek bir takas var; ikisini birden aynı anda düşürecek sihirli bir düğme yok. İki: bu takas kalıcı olarak kullanılamaz; enflasyona razı olarak işsizliği sonsuza dek düşük tutmaya çalışan herkes, sonunda hem enflasyonu hem işsizliği yüksek bulur. Üç: faturanın büyüklüğünü güven belirler; sözüne inanılan bir merkez bankası, aynı işi çok daha az acıyla yapar.

İşsizlikle enflasyon kısa vadede tahterevallinin iki ucudur; uzun vadede o tahterevalli, üstünde oturanı düşürür. bu yazının tek cümlelik özeti

Bill Phillips 1975'te öldüğünde, adını taşıyan eğri çoktan ders kitaplarına girmiş, sonra da hırpalanmıştı. Ama mühendis kafasıyla kurduğu o su bilgisayarı güzel bir metafor olarak duruyor: ekonomi, bir vanayı açınca öbür borudan ne akacağını hesaba katmadan yönetilemeyen bir tesisat. İşsizlik ve enflasyon da aynı borunun iki ucu. Suyu bir uçtan iterken, öbür uçta neyin taşacağını bilmek gerekiyor.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Phillips'in hayatı ve MONIAC için: Yeni Zelanda Merkez Bankası Müzesi, "Bill Phillips and the MONIAC" ile Engineering New Zealand'ın mühendislik mirası kaydı "MONIAC and Bill Phillips".
  2. Phillips, A. W. (1958). "The Relation Between Unemployment and the Rate of Change of Money Wage Rates in the United Kingdom, 1861-1957", Economica, 25(100), 283-299.
  3. Samuelson, P. A. ve Solow, R. M. (1960). "Analytical Aspects of Anti-inflation Policy", American Economic Review, 50(2), 177-194. Eğrinin "politika menüsü" olarak yorumlanışı bu makaleye dayanır.
  4. Friedman, M. (1968). "The Role of Monetary Policy", American Economic Review, 58(1), 1-17; Phelps, E. S. (1967). "Phillips Curves, Expectations of Inflation and Optimal Unemployment over Time", Economica, 34(135), 254-281.
  5. King, R. G. (2008). "The Phillips Curve and U.S. Macroeconomic Policy: Snapshots, 1958-1996", Federal Reserve Bank of Richmond Economic Quarterly, 94(4); 1970'ler stagflasyonu ve Volcker dezenflasyonunun verileri için ayrıca ABD Çalışma İstatistikleri Bürosu (BLS) tarihsel serileri.
Kategoriler ve Etiketler
Ekonomi enflasyon işsizlik phillips eğrisi merkez bankası faiz
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."