1935'te Princeton'da bir haham, Einstein'a dönemin popüler gazete köşesi "İster İnan İster İnanma"dan bir kupür gösterdi. Kupürde dünyanın en ünlü fizikçisinin matematikten sınıfta kaldığı yazıyordu. Einstein güldü ve kayıtlara geçen cevabı verdi: "Matematikten hiç kalmadım. On beş yaşıma gelmeden diferansiyel ve integral hesabı öğrenmiştim."1 Efsane, kahramanının ağzından çürütülmüştü. Ama efsaneler böyle ölmüyor; bu sahneden 91 yıl sonra aynı cümle hâlâ karne günlerinin tesellisi.

Bu yazıda neler var?

Gerçek karne

Einstein'ın 1896'da İsviçre'nin Aarau kentindeki lise bitirme diploması bugün arşivde duruyor. Cebir, geometri ve fizik: hepsi 6, yani alınabilecek en yüksek not.2 Daha öncesi de farklı değil: Münih'teki okul yıllarında yaşının çok üstünde matematik okuyordu; 12 yaşında kendi kendine Öklid geometrisi çalışmış, amcasının verdiği kitaplarla cebiri sökmüştü. Ailenin dostu olan tıp öğrencisi Max Talmud, küçük Albert'e getirdiği matematik kitaplarının birkaç ay içinde bitirildiğini, çocuğun kısa sürede kendisini geçtiğini anlatır.3

Peki "sınıfta kaldı" fikri nereden filizlendi? En güçlü açıklama, not sistemleri karmaşası. İsviçre'de 6 en iyi nottur, 1 en kötü. Komşu Almanya'da ise tam tersi: 1 en iyi, 6 en kötü. Einstein'ın karnesindeki 6'larla dolu satırlar, Alman sistemine alışık bir göze felaket gibi görünür. Efsanenin, karneyi ters okuyan birinden çıktığı düşünülüyor; yanlış o kadar akla yatkın ki bir kez dolaşıma girince durdurmak imkânsızlaşıyor.2

Gerçekten çaktığı sınav

Efsanenin tutunmasını kolaylaştıran bir gerçek payı var: Einstein 1895'te, henüz 16 yaşındayken Zürih Politeknik'in giriş sınavına girdi ve kazanamadı. Ama ayrıntı her şeyi değiştiriyor. Normal adaylardan iki yaş küçüktü ve lise diploması olmadan sınava alınmıştı. Matematik ve fizik bölümlerinde sınavın en iyilerindendi; onu düşüren, Fransızca, kimya ve biyoloji gibi genel bölümlerdi. Politeknik'in fizik profesörü, çocuğun matematik-fizik kâğıtlarını görünce onu derslerini dinlemeye davet etti. Bir yıl Aarau'da liseyi bitirdi, ertesi yıl okula tam puana yakın notlarla girdi.4

Einstein'ın hikâyesindeki gerçek ders "kötü öğrenciydi, başardı" değil; "sistem onu sıkıyordu ama işine âşıktı, o yüzden başardı". efsanenin tersi

Bu hikâyeyi neden bu kadar seviyoruz?

Çünkü teselli ediyor. "Dâhi bile kalmış" cümlesi, kötü karneyle eve dönen çocuğun da, çocuğuna ne diyeceğini bilemeyen ebeveynin de yükünü hafifletiyor. Psikolojide buna benzer anlatılara "telafi mitleri" deniyor: büyük başarıların önüne kusur yerleştirmek, başarıyı ulaşılabilir kılıyor. Ayrıca okulla yıldızı barışmamış herkese zarif bir intikam vaat ediyor: bugün beni küçümseyenler, yarın yanıldıklarını görecek.

Ama efsanenin gizli bir maliyeti var: çabayı önemsizleştiriyor. Gerçek Einstein sınıfta kalan değil, obsesif çalışan biriydi; patent bürosunda tam mesai çalışırken geceleri fizik makaleleri yazıyordu. Kötü öğrenciler için gerçek teselli, notların kaderi belirlemediğidir; dehanın tembelliğe prim verdiği değil. Einstein'ın kendi cümlesi meseleyi kapatıyor: "Dâhi falan değilim; sadece bir sorunla, başkalarından daha uzun süre kalabiliyorum."

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Ripley's "Believe It or Not" kupürü ve Einstein'ın 1935'teki yanıtı: Isaacson, W. (2007). Einstein: His Life and Universe. Simon & Schuster, s. 16.
  2. Einstein'ın 1896 Aarau Matura karnesi: The Collected Papers of Albert Einstein, Cilt 1, Princeton University Press; not sistemi karışıklığı üzerine: Kruszelnicki, K. "Einstein Failed School" (ABC Science, 2004).
  3. Talmud (Talmey), M. (1932). The Relativity Theory Simplified and the Formative Period of Its Inventor. Falcon Press.
  4. 1895 ETH giriş sınavı ve Aarau yılı: Fölsing, A. (1997). Albert Einstein: A Biography. Viking, s. 37-40.
Kategoriler ve Etiketler
Bilim einstein okul efsanesi eğitim dâhi bilim tarihi
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."