Sahneyi biliyorsun çünkü yaşadın. Yeni bir telefon aldın; güzel, parlak, kusursuz. Sonra ona bir kılıf lazım oldu, çıplak gezdirilmez. Kılıfı alırken kablosuz kulaklıkların ne kadar eskidiğini fark ettin. Kulaklık yenilenince eski şarj aleti yavaş kalmaya başladı. Derken bir gün masanın başına oturdun ve masanın kendisi gözüne battı: bu güzel cihazlar böyle eski püskü bir masanın üstünde ne arıyor?

Tek bir alışveriş yapmıştın. Peki diğerlerini kim yaptı?

Bu sorunun cevabı, 18. yüzyıl Paris'inde, tarihin en dürüst pişmanlık yazılarından birinde saklı. Ve o yazıyı kaleme alan adam, mesele tüketim olduğunda hepimizin başına gelecekleri iki yüz elli yıl önceden görmüş.

Yoksul filozofun talihi döner

Denis Diderot, Aydınlanma çağının en parlak zihinlerinden biriydi. İnsanlığın o güne kadarki bütün bilgisini tek bir eserde toplamayı hedefleyen devasa Ansiklopedi'nin kurucu editörüydü; yirmi yılını bu işe vermişti. Ama ansiklopedi yazmak insanı ünlü yapıyor, zengin yapmıyordu. 1765'e gelindiğinde Diderot elli iki yaşındaydı, kızı evlenmek üzereydi ve ortada çeyiz parası yoktu.1

İmdadına Rusya'dan bir hayran yetişti: İmparatoriçe Büyük Katerina. Diderot'nun sıkıntısını duyan Katerina, filozofun kişisel kütüphanesini satın almayı önerdi. Teklif akıl almaz derecede cömertti: kütüphane için büyük bir meblağ ödeyecek, üstelik kitaplar Diderot ölene kadar Paris'te, onun yanında kalacaktı. Diderot bir anda hayatında görmediği bir paraya kavuştu; Katerina onu kendi kütüphanesinin "kütüphanecisi" olarak maaşa bile bağladı.1

İşte tam bu bolluk günlerinde, eline şık bir hediye geçti: parlak kırmızı, muhteşem bir sabahlık. Hikâyenin geri kalanını Diderot'nun kendisinden dinliyoruz; çünkü birkaç yıl sonra oturup başına gelenleri yazdı. Denemenin adı bile bir itiraf: "Eski Sabahlığımdan Ayrılışın Pişmanlıkları".2

18. yüzyıl çalışma odasında askıda duran gösterişli kırmızı ipek sabahlık; çevresindeki eski masa ve hasır sandalye onun yanında iyice eskimiş görünüyor
Yeni sabahlık odaya girdiği an, odadaki her şey eskidi

"Eski sabahlığımın efendisiydim; yenisinin kölesi oldum"

Diderot eski sabahlığını seviyordu. Yıpranmıştı, her yeri lekeliydi; ama o lekelerin her biri bir hatıraydı. Kalemin fazla mürekkebini yenine silerdi, tozlanan kitaplarını eteğiyle kurulardı. Eski sabahlık onun bedenini almış, ona uymuştu; içinde rahattı, içinde kendisiydi.

Yeni sabahlık ise güzeldi. Fazla güzeldi. Diderot onu giyip çalışma odasına oturduğunda tuhaf bir şey oldu: oda birden eskimiş göründü. O görkemli kırmızının yanında hasır sandalye zavallı duruyordu; sandalye değişti, yerine deri koltuk geldi. Sonra sıra masaya geldi; eski yazı masası gitti, pahalı bir çalışma masası kuruldu. Duvardaki baskılar yeni masanın yanında ucuz kaçıyordu; onların yerini de daha iyi tablolar aldı. Halı, saat, raflar... Oda parça parça, tamamen yenilendi. Diderot kendini bir anda borcun içinde buldu ve suçluyu tespit etti: "Bütün bunlara o uğursuz lüks giysi sebep oldu."2

Denemedeki en keskin cümle, iki yüz elli yıl sonra bugün de tüketim üzerine yazılmış en iyi tek satır olabilir: "Eski sabahlığımın mutlak efendisiydim; yenisinin kölesi oldum."

Zincirin mekaniği: eşyalar tek başına yaşamaz

Diderot'nun hikâyesine adını veren kişi, 1988'de antropolog Grant McCracken oldu. McCracken, tüketim kültürü üzerine çalışırken bu denemeyi yeniden gündeme getirdi ve olguya "Diderot etkisi" adını verdi.3 Gözlemi şuydu: sahip olduğumuz eşyalar zihnimizde rastgele bir yığın değil; birbiriyle uyumlu takımlar hâlinde yaşarlar. McCracken bunlara "Diderot birliği" diyor: kot pantolonun yanına spor ayakkabı, klasik takım elbisenin yanına deri çanta, minimalist evin içine minimalist mobilya. Her eşya grubu bir kimliği anlatır ve biz o anlatının tutarlı olmasını isteriz.

Sorun, bu birliğe dışarıdan yeni ve "daha üst" bir parça girdiğinde başlıyor. Yeni parça mevcut uyumu bozar; ama zihnimiz uyumsuzluğu yeni parçayı çıkararak değil, eski parçaları yeni parçanın seviyesine çekerek çözmek ister. Kırmızı sabahlık odaya uymuyorsa, giden sabahlık olmaz; giden oda olur. Çünkü yeni parça çoğu zaman sadece bir eşya değil, arzuladığımız kimliğin elçisidir: "deri koltuklu, tablolu çalışma odası olan adam" olmak, "eski hasır sandalyeli adam" olmaktan daha caziptir. Eşyayı değil, o kimliği tamamlamaya çalışırız.

Yeni zümrüt yeşili bir koltuğun etrafında domino gibi dizilmiş yenilikler: yarı açılmış halı, asılmayı bekleyen perde, kutuda lambader ve elinde fişlerle koltuğa ilişmiş bunalmış biri
Tek bir koltuk aldın; halıyı, perdeyi ve lambayı kim aldı?

Zincir bugün nasıl çalışıyor?

Diderot'nun tek bir sabahlığı vardı; bizim ise ceplerimizde günde binlerce sabahlık gösteren ekranlar var. Etki her yerde:

Teknolojide zincir neredeyse ürünün tasarımına gömülü. Telefon, saatiyle iyi çalışır; saat, kulaklığıyla; kulaklık, aynı markanın bilgisayarıyla. Ekosistem denen şey, bir bakıma endüstrileşmiş Diderot etkisidir: bir parçayı aldığında diğer parçaların yokluğu hissettirilir.

Evde klasik senaryo yenileme projesidir. Mutfağı yenileyen ailenin gözüne salonun hâli batar; salon bitince koridor "eski evden kalma" görünür. Emlakçıların ve dekorasyoncuların iyi bildiği bir gerçek: tadilatın en tehlikeli kısmı ilk odadır.

Hobilerde etki en saf hâliyle görülür. Koşuya başlayan biri önce ayakkabı alır; ardından "pamuklu tişörtle koşulmaz" öğrenilir, teknik kumaş gelir; sonra saat, sonra yağmurluk, sonra yarış kaydı. Hobinin kendisi ucuzdur; hobinin kimliği pahalıdır.

Pazarlama ise bu zinciri kendi hâline bırakmaz, besler. "Bununla birlikte alınanlar", "kombini tamamla", "setin diğer parçaları" gibi araçların tamamı, zihnindeki Diderot birliğini senin yerine kurar ve eksik parçayı işaret eder. Kredi kartı taksitleri de zincirin en güçlü yağlayıcısıdır: Diderot bütün odayı yenilemek için birikimini bitirmişti; biz aynı odayı on iki taksitle, acısını hissetmeden yenileriz.

Zinciri kırmanın yolları

İyi haber şu: Diderot etkisi bir doğa kanunu değil, bir eğilim. Fark ettiğin anda gücünün önemli kısmını kaybediyor. İşe yarayan birkaç somut taktik:

Alışverişin tamamını baştan hesapla. Bir şeyi almadan önce kendine tek soru sor: "Bu şey yanında neyi getirecek?" Koltuğun gerçek fiyatı, koltuk artı muhtemelen halı artı perdedir. Zinciri satın almadan önce görmek, en etkili panzehir.

"Uyum" ile "işlev"i ayır. Bir şeyi değiştirme isteği geldiğinde sor: bu eşya işini yapmıyor mu, yoksa yeni gelenin yanında mı eskimiş görünüyor? İkincisiyse, sorun eşyada değil; kafanın içindeki takım fotoğrafında.

Yeniyi eskinin kalıbına al. Zincirin panzehiri tersine işletmek: yeni bir şey alırken mevcut düzenine uyanı seç, düzenini yukarı çekecek olanı değil. "Bir giren, bir çıkar" kuralı da aynı aileden: yeni tişört giriyorsa eski bir tişört çıkar; böylece birlik büyümez, yenilenir.

Reklamın işaret ettiği boşluğa bak. Sana bir eksik hissettirildiğinde, o eksiğin dün var olup olmadığını hatırla. Dün yokta bugün varsa, o boşluğu sen kazmadın; senin için kazıldı.

Eski gri bir sabahlığa sarınmış biri, pencere önündeki koltukta kitap okuyor; yanında buharı tüten çay, yerde uyuyan kedi, çevrede kitap yığınları olan mütevazı ama karakterli bir oda
Diderot'nun asıl özlediği şey: insana uymuş eşya

Eski dostlarını koru

Diderot denemesini bir uyarıyla bitirir: zenginlik bir gün seni de bulursa, eski dostlarının eskimesine izin verme. Onun kastettiği dostlar eşyalarıydı; ama cümle iki anlamıyla da doğru. Eşyanın eskisi, insana uymuş olanıdır. Lekeli sabahlık çirkin değildi; yaşanmıştı. Diderot'nun asıl pişmanlığı paraya değil, o uyumu gösterişle takas etmiş olmasınaydı.

Eski sabahlığımın mutlak efendisiydim; yenisinin kölesi oldum. Denis Diderot, 1769

Bir dahaki sefere yeni bir şey aldığında ve iki hafta sonra evdeki başka bir şey birden gözüne battığında, dur ve gülümse: az önce iki yüz elli yıllık bir hayaletle tokalaştın. Kırmızı sabahlık hâlâ dolaşıyor; ama artık onu tanıyorsun. Ve tanıdığın hayalet, seni kolay kolay borca sokamaz.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Diderot'nun maddi durumu ve Büyük Katerina'nın kütüphane satın alması: Wilson, A. M. (1972). Diderot. Oxford University Press; ayrıca Fürst Bilimler Akademisi kayıtlarında Katerina-Diderot yazışmaları.
  2. Diderot, D. (1769). "Regrets sur ma vieille robe de chambre" (Eski Sabahlığımdan Ayrılışın Pişmanlıkları). Denemenin tam metni Diderot'nun toplu eserlerinde yer alır.
  3. McCracken, G. (1988). Culture and Consumption: New Approaches to the Symbolic Character of Consumer Goods and Activities. Indiana University Press; "Diderot etkisi" ve "Diderot birliği" kavramları bu kitapta tanımlanır.
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."