Kitapçının felsefe rafının önünde durmuşsun. Elini uzatıyorsun, geri çekiyorsun. "Varlık ve Zaman" mı? Kalın, korkutucu. "Böyle Buyurdu Zerdüşt" mü? Herkes övüyor ama ilk sayfada ne dediğini anlayan pek yok. Belki de şu kapağı güzel olan derleme? Sonunda ya elin boş çıkıyorsun ya da yanlış kitapla. Üç hafta sonra o kitap komodinin üstünde, otuz yedinci sayfada açık, üstünde toz.

Bu sahne o kadar yaygın ki, yıllar önce bir okur aynı çaresizlikle Celâl Şengör'e yazmış: felsefe okumak istiyorum, nereden başlamalıyım? Şengör'ün cevabı ilginçti. İlgilendiğin konularda doğrudan Platon'un diyaloglarına dalmanı önermem, demişti; çünkü Platon'u anlamak için önce Sokrat öncesi filozofları, antik Yunan tarihini, hatta Peloponez Savaşları'nı bilmek gerekir. Herakleitos'u, Parmenides'i, Pisagor'u tanımadan Platon'u anlamak mümkün değildir.

Yani soruyu soran okur bir kitap adı beklerken bir müfredat aldı. İlk bakışta bu cevap insanın hevesini kırar gibi görünüyor. Ama içinde iki değerli ders saklı. Birincisi: felsefe bir sohbetin ortasıdır, ve ortasından girince kimin kime cevap verdiğini anlayamazsın. İkincisi: bu sohbete girmenin yine de kestirme yolları var. Şengör'ün çizdiği yol titiz bir bilim insanının yolu; senin için daha yumuşak bir patika döşemek mümkün.

Bu yazıda neler var?

Neden herkes Platon diyor?

Önce şu Platon meselesini halledelim, çünkü felsefeye başlama tavsiyesi isteyen herkesin karşısına eninde sonunda o çıkıyor. Bunun nedenini en ünlü haliyle matematikçi ve filozof Alfred North Whitehead söylemiş: Avrupa felsefe geleneğinin en güvenli genel tanımı, onun Platon'a düşülmüş bir dizi dipnottan ibaret olduğudur.1 Whitehead bunu "Platon'dan sonra kimse yeni bir şey söylemedi" anlamında yazmadı; kastettiği, sonraki iki bin dört yüz yılın tartıştığı soruların çoğunun ilk kez o diyaloglarda ciddi biçimde sorulmuş olmasıydı. Adalet nedir, bilgi nedir, ruh ölümsüz mü, iyi bir devlet nasıl kurulur. Bugün bir felsefe dergisini açsan da aynı soruların torunlarını bulursun.

Üstelik Platon, felsefe tarihinin en okunabilir yazarlarından biri. Diyaloglar birer tiyatro metni gibidir: Sokrates çarşıda, mahkemede, bir içki sofrasında insanlarla konuşur, sorular sorar, karşısındakinin emin olduğu her şeyi tek tek söker. Kant'ın cümleleriyle boğuşmak yerine bir dramın içine düşersin. Sorun şu: o dramın kahramanları, senin hiç tanımadığın bir şehrin, savaştan çıkmış ve öğretmenini idam etmiş bir Atina'nın insanları. Şengör'ün itirazı tam buraya: sahneyi bilmeden oyunu izlersen, replikleri duyarsın ama dramı kaçırırsın.

Tarihten mi, metinden mi?

Bu itiraz aslında felsefe eğitiminin en eski tartışmalarından birine açılıyor. İki okul var. Birinci okul der ki: önce hikâyeyi öğren. Felsefe tarihini baştan sona bir anlatı olarak oku, kim kimden etkilenmiş, kim kime itiraz etmiş gör, ondan sonra istediğin filozofa dal. İkinci okul der ki: hikâye anlatıcısına güvenme, doğrudan metne git. Felsefe yüzme gibidir, kıyıdan seyrederek öğrenilmez; Sokrates'in bir tanımı nasıl çürüttüğünü kendi gözünle görmen gerekir.

İkisinin de haklı olduğu yerler var. Tarih anlatıları sana harita verir ama filozofu ikinci elden tanıtır; üstelik anlatıcı hiç masum değildir. Bertrand Russell'ın meşhur "Batı Felsefesi Tarihi" bunun ders kitabı gibi bir örneği: 1945'te yayımlanan bu kitap hâlâ en çok okunan felsefe tarihlerinden biri, ama Russell sevmediği filozoflara karşı açıkça insafsızdır.2 Nietzsche bölümünü okuyan biri, Nietzsche'yi değil Russell'ın Nietzsche'yle kavgasını öğrenir. Bu bir kusur, ama aynı zamanda erken yaşta öğrenilecek güzel bir ders: her tarihin bir yazarı vardır ve o yazar taraf tutar.

Doğrudan metinci okulun zayıf noktası ise pes ettirme oranı. Bağlamsız okunan Kant, hatta bağlamsız okunan Platon bile, insana "ben bu iş için yeterince zeki değilim" dedirtebilir. Oysa sorun zekâ değil, hazırlıktır. Kimse alfabeyi bilmeden romana başlamıyor; felsefenin de bir alfabesi var.

Gerçekçi bir okuma sırası

O zaman iki okulu barıştıralım. Aşağıdaki sıra, felsefe hocalarının ve giriş rehberlerinin üzerinde büyük ölçüde uzlaştığı bir patika; her adımı atlayabilirsin ama sırayı bozmamanı öneririm.

Birinci adım: kısa bir tarih anlatısı. Buradaki amaç derinlik değil harita. En çok önerilen kitap, Nigel Warburton'ın "Felsefenin Kısa Tarihi": Sokrates'ten Peter Singer'a kırk düşünürü, her biri birkaç sayfalık, sade dille yazılmış bölümlerle anlatır ve her bölüm bir sonrakine el verir.3 Hikâye tadında bir şey istiyorsan Jostein Gaarder'in "Sofi'nin Dünyası" aynı işi bir roman kılığında yapar; on dört yaşındaki Sofi'nin posta kutusuna düşen "Sen kimsin?" sorusuyla açılan kitap, dünyada yirmi milyondan fazla satarak kaç kuşağın felsefeyle ilk tanışması oldu.4 İkisinden birini bitirdiğinde artık Descartes'ın Ortaçağ'dan önce mi sonra mı geldiğini düşünmek zorunda kalmazsın; harita kafanda olur.

İkinci adım: felsefenin kendisini tatmak. Tarih, felsefe hakkında bilgidir; felsefe yapmak başka bir şey. Bu farkı gösteren en iyi kitaplardan biri Thomas Nagel'in yüz sayfalık "Her Şey Ne Anlama Geliyor?" kitabı: hiç isim saymadan, hiç tarih anlatmadan dokuz büyük problemi (dış dünyayı bilebilir miyiz, özgür irade var mı, ölüm neden korkutucu) çıplak akılla tartışır.5 Bu kitabı okurken bir şeyi fark edersin: felsefe ezberlenecek görüşler listesi değil, senin de oynayabileceğin bir oyun.

Üçüncü adım: şimdi Platon. Haritan var, oyunun kurallarını gördün; artık kaynağa gidebilirsin. Ama Şengör'ün uyarısını hafifletilmiş dozda uygula: "Devlet"ten başlama. Beş yüz sayfalık, Platon'un olgunluk dönemine ait o dev metin, yeni başlayanların en çok takıldığı kayadır. Onun yerine kısa diyaloglardan kurulu klasik seti oku: "Euthyphron", "Sokrates'in Savunması", "Kriton" ve "Phaidon". Bu dördü birlikte Sokrates'in yargılanmasını, mahkûmiyetini ve ölümünü anlatır; edebiyat olarak da felsefe olarak da insanı sarsar. Aradaki köprü metin "Menon"la birlikte bu beşli, dünyada felsefeye girişin standart ilk kitabı sayılır.6 Hepsi Türkçede defalarca çevrildi; sırf "Savunma" bile tek oturuşta okunur.

Dördüncü adım: büyük tarihe dönüş. Artık Russell'ın kalın kitabına, ya da Ahmet Arslan'ın çok ciltli İlkçağ Felsefe Tarihi gibi daha akademik anlatılara hazırsın. Bu kitaplar başlangıç kitabı değil, mezuniyet kitabıdır; ilk adımda değil dördüncü adımda okunduklarında tadı bambaşka olur. Şengör'ün sözünü ettiği Sokrat öncesi filozoflar ve Peloponez Savaşları da bu aşamada devreye girer: Thukydides'in savaş tarihi, Platon'un neden demokrasiye bu kadar öfkeli olduğunu birden anlaşılır kılar. Öğretmenini oyla idam eden bir şehre kızgın bir adamın metinleridir onlar.

Yeni başlayanın beş klasik hatası

Bu patikanın kenarlarında hep aynı çukurlar var; isimlerini koyalım ki düşmeyesin.

Zirveden başlamak. "Madem felsefe okuyacağım, en büyüğünden başlayayım" diye Kant'ın "Saf Aklın Eleştirisi"ne ya da Heidegger'e girişmek, koşuya maratonla başlamak gibidir. O kitaplar kötü olduğun için değil, sana daha ulaşmadığı için anlaşılmaz. Sıra sende değil, kitapta.

Aforizma tuzağı. Nietzsche ve Schopenhauer, alıntısı en güzel filozoflar oldukları için çok kişinin ilk aşkıdır. Ama aforizma, arkasındaki sistem bilinmeden okununca felsefe değil duvar yazısı olur. İkisi de bir yere itiraz ediyor; itirazın tadını almak için önce itiraz edilen şeyi tanımak gerek.

Özetle yetinmek. Beş dakikalık videolar ve "10 maddede Stoacılık" listeleri harita olarak işe yarar, yolculuk olarak yaramaz. Felsefenin asıl kazancı bilgi değil alışkanlıktır: bir argümanı adım adım takip etme, "dur bakalım, bu ikinci öncül doğru mu?" diye durma alışkanlığı. Bu, özet izleyerek edinilmez; ağır okuyarak edinilir.

Her şeyi anlamayı beklemek. İlk okumada bir felsefe metninin yarısını anlıyorsan gayet iyi gidiyorsun. Profesyoneller bile Platon'u her okuyuşta yeni bir şey bulduklarını söyler. Anlamadığın paragrafın altını çiz, geç, devam et. Felsefe okumak bulmaca çözmekten çok, yavaş yavaş bir şehri tanımaya benzer; ilk gezide bütün sokakları öğrenemezsin.

Yalnız okumak. Felsefe diyalog olarak doğdu ve hâlâ en iyi öyle çalışıyor. Okuduğunu bir arkadaşına anlatmayı dene; anlatamadığın yer, anlamadığın yerdir. Bir okuma grubu, hatta karşı çıkmayı seven tek bir arkadaş bile, tek başına aylarca okumaktan fazlasını verir. Sokrates'in çarşıda yaptığı da buydu zaten.

Felsefeye başlamanın sırrı doğru kitabı bulmak değil, kitapları doğru sıraya koymak. bu yazının tek cümlelik özeti

Raf önündeki karar

Şengör'ün o okura verdiği cevabı şimdi yeniden oku: sana da artık hevesi kıran bir müfredat gibi değil, bir haritanın kabataslak çizimi gibi görünecektir. Evet, Platon'u tam anlamak için Herakleitos'u ve Peloponez Savaşları'nı bilmek gerekir. Ama "tam anlamak" hedefi ilk günün hedefi değil. İlk günün hedefi şu: raftan, senin seviyene el uzatan bir kitap almak ve onu bitirmek.

Somut konuşalım. Bu hafta Warburton'ı ya da "Sofi'nin Dünyası"nı al. Bittiğinde Nagel'i ekle. Bir ay sonra "Sokrates'in Savunması"nı aç ve yetmiş yaşında bir adamın, hayatını bağışlatmak yerine jüriye ders vermeyi seçtiği o mahkeme salonuna gir. O metni bitirdiğinde bir şey fark edeceksin: felsefeye başlamış olmayacaksın. Çoktan içinde olacaksın.

Dipnotlar ve Kaynaklar

  1. Whitehead, A. N. (1929). Process and Reality. Free Press basımı (1978), s. 39: "Avrupa felsefe geleneğinin en güvenli genel tanımı, onun Platon'a düşülmüş bir dizi dipnottan oluştuğudur."
  2. Russell, B. (1945). A History of Western Philosophy. Simon & Schuster. Türkçesi: Batı Felsefesi Tarihi, Alfa Yayınları. Kitabın taraflılığı yayımlandığından beri eleştirmenlerce not edilir.
  3. Warburton, N. (2011). A Little History of Philosophy. Yale University Press. Türkçesi: Felsefenin Kısa Tarihi, Alfa Yayınları.
  4. Gaarder, J. (1991). Sofies verden. Aschehoug. Türkçesi: Sofi'nin Dünyası, Pan Yayıncılık. Dünya çapında 20 milyonun üzerinde satış.
  5. Nagel, T. (1987). What Does It All Mean? A Very Short Introduction to Philosophy. Oxford University Press. Türkçesi: Her Şey Ne Anlama Geliyor?, Minotor Kitap.
  6. Platon, Five Dialogues: Euthyphro, Apology, Crito, Meno, Phaedo. Çev. G. M. A. Grube, gözden geçiren J. M. Cooper (1997), Hackett Publishing. Felsefeye girişte standart ilk metin seti olarak yaygın kabul görür.
Kategoriler ve Etiketler
Düşünce felsefe platon okuma rehberi celal şengör kitap önerileri
Bu yazıyı paylaş
k1

kafa1milyon

Bu sitenin yazarı ve editörü. Teknolojiden müziğe, kültürden gündelik hayata aklına takılan her şeyi yazıyor; bazen de sesli anlatıyor. "Bir kafa, bir milyon fikir."